Yaşama, savaşa özgür kimlikle katılmayı başarmalısınız. “Kimliğime, kişiliğime hakimim, parti ve kitle içinde ele aldığım, girdiğim her ilişki devrime hizmet eder” noktasına gelmek gerekiyor.

Unutmayın ki, yaklaşımlarınıza, özellikle de yakın dönemdeki yaklaşımlarınıza damgasını vuran basit kadın hafifliğidir. “Şu ilişkim oldu, bu dayatma ile karşılaştım” diyerek mutlaka bir kölelik bağlantısını dile getiriyorsunuz. Kendinizi sürekli dedikoduyla ve bozgunculukla uğraştırmışsınız, artık buna son vermelisiniz. 

Geliştirmiş olduğumuz kapsamlı çözümlemelerden sonra, bütün ilişkilerinizin yaşam tarzımıza uygun, bütünüyle özgürlüğe götüren, yalnız kendinizi değil, erkeği de bu konuda hizaya getiren, düzelten bir tarzda olması gerektiği açıktır. Koca, eş dost, sevgili, ne olursa olsun, -geçmişte yaygınca yaşadığınız hususlar olduğu için belirtiyorum- bu konularda artık kendinizi düzeltmelisiniz. Bunu da dedikoduya boğarak, bir bunalım meselesi haline getirerek değil, iyi bir özeleştiriyle, kendini gözden geçirerek, özellikle bu çözümlemelerin ışığında düzelterek yenilemelisiniz. Geçmişte kölelik ilişkilerinde bulundunuz diye sizi kimse suçlamıyor. Neden bu durumu böyle yaşadınız diye mahkum da edilmiyorsunuz, ama izlerini ve kalıntılarını her gün sorun yapıp bunalımın ve dedikodunun gerekçesi yapmak artık kabul görmüyor. İnanıyoruz ki, burada oluşturduğumuz ilişkiler, geliştirdiğimiz yaşam düzeyi, kişiyi özlü olmaya, özlü katılıma götürecek kadar güçlüdür.

Artık özgür tercih yapıyorsunuz. Kime nasıl yaklaşılır, ne konuşulur, ne tartışılır, ne sevilir ne sevilmez, ne sayılır ne sayılmaz, ne kabul edilir ne kabul edilmez artık bunları ayırt edebilecek düzeydesiniz. Kimi “aldandım,” kimi “kadınlığımı unuttum,” kimi “erkek gibi oldum,” kimi “köle gibi oldum,” kimi “tam kadınsı yaklaştım,” kimi “bana şöyle yaklaştı, ben böyle yaklaştım” deyip adeta eskiyi hortlatmak veya bizim özgür eylemimizi, oldukça bilinçle ve iradeyle geliştirdiğimiz yaşamı bulandırmak istiyor. Çözümlemeler gösterdi ki, bütün bunlar anlamsız ve gereksizdir. Yine kadının özgür, kimlik sahibi olabileceği, geleneksel, inkarcı ve yüzeysel olamayacağı, ilişkilerde eşit, özgür bir birey olarak kendini konuşturabileceği; bunun hem mümkün, hem şart olduğu, parti yaşamının bunu emrettiği, kişiliğinizin de ancak bununla güç kazanabileceği ispatlandı.

Ortaya çıktı ki; cinsiyete yaklaşımdan tutalım felsefi yaklaşıma, özgürlükle tanışmanızı nasıl yapacağınıza, yaşam tercihlerinizi nasıl geliştireceğinize kadar, hatta kendi bedeniniz üzerindeki hakimiyetinizden tutalım ruhunuzu açmaya, düşünce, örgüt gücünüzü konuşturmaya kadar nasıl yaşamalı sorusuna artık kişiliğinizde bir cevap üretebiliyorsunuz. Eğer bu doğruysa, artık bunu da sağlamışsanız, kişiliğinizden kaynaklanabilecek ciddi bir olumsuzluğun olması mümkün değildir. Bu konuda dürüst ve özlüyseniz; bunalım, dedikodu, saplantı ve kölece uzlaşma asla vücut bulamaz. Belirtilenleri yapmazsanız ne olur? Çözümlemelere rağmen, bildiğinizi okursunuz ki; parti tarihimizde sıkça rastladığımız, çokça mahkum ettiğimiz, eleştirdiğimiz, yargıladığımız tiplerden birisi olursunuz. Yaşam prensiplerimizle oynarsanız sonuç budur. Çözümlemeleri dikkate almayanların nereye gittiğini, kendilerini geliştiremeyenlerin kendilerini nasıl mahvettiklerini iyi anlamak gerekir. “Yüzeysel kaldım, derinliğine işleyemedim” demekle kendinizi yüzeyselleştirirsiniz ve kaybettirirsiniz. Devrimin zor iş olduğu, özgürlüğün zor kazanıldığı gerçeğine ters düşersiniz ki, bununla da kaybedersiniz.

Militan düzeyde artık şu gerçekleşmelidir: Bütün ilişkileriniz netleşmiş, bilinçli, özgürlüğe hizmet eden, hatta kendini yücelten bir tarzda olmalı. Bu, duygularda ve sevgi olayında da vücut bulmalıdır. Yani neyin duygusu yücedir, neyin sevgisi yücedir, hangi duygu veya güdü düşürücüdür, bunu artık anlamalısınız. Erkek ilişkilerinde sizi çaptan düşürecek yaklaşım nedir? Sizi örgütleştirecek özgürlük nedir? Bunları duygularınızı konuşturarak değil, özellikle bilinçle kavrayabilmelisiniz. Çünkü bu konularda ezilen veya kazanmak durumunda olan sizlersiniz. Bunun için hem ilke sahibi olmakla, hem de pratikle kendi gelişiminizi sürdürmek zorundasınız. Erkek kendi egemenliğini ilişkilere dayatır ve buna yaklaşımlarınız, duygusallıklarınız fırsat sunar. Bunu boşa çıkarmanın veya kendinizi kabul ettirmenin yolu; ilkeli, duygulara fazla yer vermeyen, kişiliğinizi kabul ettirici ve erkeği de dönüştürücü yaklaşımlardır. Hatta giderek nasıl bir erkek sorusuna cevap vermek durumundasınız.

Her zaman şunu belirttim; parti ortamımızda ne hazır erkek, ne de hazır kadın bulunur. Kimse birbirini hazır kazanacağını sanmasın. Sizler savaşla kazanılıyorsunuz, ilişkiler savaşla kazanılıyor ve savaşla yürütülüyorsunuz. Partinin ilişkilerine, imkanlarına ucuzca sahip çıkmak; örgüt ağalığıdır. Yalnız kadınlara değil, gencecik birçok delikanlıya da bazılarının feodal ağa gibi kendilerini dayattıklarını biliyoruz. Biz, bin bir emekle bu insanları çekeceğiz, partiye, savaşa katacağız; siz onların sıradan bir eğitimini bile yapmadan ağalığı dayatacaksınız. Bu yaklaşımları kabul etmiyoruz, üzerlerine gidiyoruz, bunlara yükleniyoruz.

Kadına daha fazla ağalık yapmak, doğal sahipleriymiş gibi himayelerine almak, bunun için partiyi de kullanmak istiyorlar. Bunlara şiddetle karşı çıkmak gerekir. Böyle ağalara yer olmadığı gibi, himayecilere de gerek yoktur. Ama birçok komutan kendini böyle görüyor. Bunda kadınların veya delikanlıların suçu nedir? “Ben senin himayende, ağalığında değil, özgür bir savaşçıyım, özgür kimliğimle ve taleplerimle savaşıyorum. Komutan olabilirsin, ama sadece hizmet edersen kabul görür. En büyük komutan Parti Önderliği’dir. O da en büyük hizmetin sahibidir, hizmeti tarihi olarak bellidir. Ona layık olursan, seni komutan olarak kabul edebiliriz” genelde savaşçının, özelde de kadın kişiliğinin sergilemesi gereken tavır budur. Bu tavırları sergileme gücünü göstermelisiniz. “Yöneticiydi, komutandı, beni ezdi, korktum, himayesi altına aldı, alet etti, hatta bana dayatmalarda bulundu” diyerek kendinizi aldatmamalısınız. Karşınızdaki ben bile olsam, ortaya koymanız gereken tavır açıktır. Kaldı ki, özgür tartışıyoruz, özgür ilişkilerle yaklaşıyoruz, bir dayatma veya baskı altına alma söz konusu değildir. Bu, partimizin ilkelerine ve yaşamına terstir. Günlük ilişkilerde de her şey bilinçle ve özgür iradeyle ilerletiliyor. O hangi komutandır ki, seni bastırdı, etkisizleştirdi de sen boyun eğdin? Bu, Önderlik gerçeğine saygısızlık değil midir? Kabul eden de, ettiren de en büyük saygısız değil midir? Dolayısıyla bu tip yaklaşımlara asla ne alet olmak, ne de çevrenizde buna fırsat vermek gerekir. Kararlıca karşı durup boşa çıkarmak esastır.

Özgürlük yaklaşımını esas aldığınızda; parti gerçeğine, yurtseverliğe ve onun savaş gerçekliğine bağlısınız, gereklerini sonuna kadar yerine getiriyorsunuz demektir. Özgür yaklaşımın alt yapısı budur. Daha da geliştirirseniz, erkeklerle ilişkiler, -bunlar her türlü ilişkiler olabilir- eğitim, örgütlenmeyle birlikte eylem, onun da özgürce ifadesinin nasıl olması gerektiği açığa kavuşturulmuştur. Duygusal yaklaşımların da temeli ortaya konulmuştur. Bu gerçeğin içinde erkek kadının gerçeğine oldukça saygılıdır, herkes temel gerçeklere bağlıdır. Bundan doğacak sonuç; yüksek, yüceltici bir duygu, sevgi olayıdır ve bunun da dedikoduyla, bozgunculukla, birbirlerine kendini dayatmayla alakası yoktur. Tam tersine, sevgi olayını, ilgi olayını -insanlar yüksek ilgiyle birbirine bağlıdır- ters yorumlayıp bireysel amaçlar için kullanmak, kendine mal-mülk etmek, “bana bağlı olan erkektir veya kızdır, onunla istediğimi yaparım, istersem çalışırım, istersem bunalırım, kendimi yere atarım, çalışmam” yaklaşımlarını sergilemek affedilmezdir, bunlar düşkün yaklaşımlardır. Hiçbir sevgi, duygu ilişkisi böyle alçaltmaya götürmemelidir. Götürdüğünde ise buna sevgi, duygu demeyeceğiz, alçakça güdüleri veya bireyciliği, kaprisleri uğruna yürüttükleri bir tasfiyeciliktir diyeceğiz.

PKK’de yaşanan en büyük aşktır. Kürdistan’da bir sevda savaşı yürütülüyor, binlerce yıllık umutlar, tutkular hayat buluyor. Bu, en başta ülkemize, halkımıza, tarihimize, dağımıza, taşımıza, kısaca her şeyimize sevdalı yaklaşmak demektir. İnsanımıza en büyük sevgiyle, hasretle yaklaşmaktır. Çünkü binlerce yıldır ayrılıklar yaşamıştır. Aynı zamanda kadın ile erkeğin de birbirlerine saygıyla, sevgiyle yaklaşmaları demektir. Çünkü binlerce yıldır ilişkilerinde ihanet, düşkünlük, alçaklık var, kaba cinsellikten öteye hiçbir düzey yok. Düşürülmüşlük, eğitimsizlik var. Kadın korkunç bir yerde sürünüyor. Erkek, kadın için korkunç biçimde bitmiştir. Namus adına namussuzluk iliklerine kadar işlemiştir. Bunlar parçalanıyor, bunlar aşılıyor.

Sonuç çok değerli bir yaklaşımdır; gerçek sevgi, gerçek saygıdır, eğer gücünüz varsa, aşk yolunda ilerlemektir. İşin bilimsel özü budur. Bununla oynamanın, ters yüz etmenin, “dayanamadım, çözemedim, bunaldım” deyip kendini aldatmanın gereği olmadığı gibi, özellikle de ordulaşmada bu tip hafifliklere girmek, insanın hayatına mal olabilir. Sevgilerin ve bundan kaynaklanabilecek yaklaşımların böyle gözden düşürülmesi, çaptan düşürülmesi, devrimci açıdan ahlaksızlıktır. Gelenekleri, inkarcılığı, yüzeyselliği konuşturmak, bunları hem ahlaki açıdan, hem devrimcilik açısından ordulaşmaya yansıtmak, tüzük gereği kesinlikle suçtur, yargılanmaya götürür. Kaldı ki gereksizdir, çünkü yüceltici hiçbir yanı yoktur.

Benim sevgim savaşı geliştirenedir, örgütü, vatanseverliği, özgürlüğü geliştirenedir. Ne diye beni örgütten, savaştan uzaklaştıracak olanı seveyim, ilgi göstereyim, değer vereyim? İster eski kocalar olsun, ister yeni takıntılarınız olsun, kim olursa olsun, gözümüzün içi de olsa çıkarıp atmalıyız. Savaşa, örgütlenmeye ve partiye hizmet etmeyeni, -bir bütün olarak temel değerlerimiz var- kim olursa olsun bir çırpıda atabilmeliyiz. Şu ilke egemen olmalı: Biz yaşamımızı mutlak olarak devrimin emrine vermişiz. Yaşamımız, tutkumuz, heyecanımız, coşkumuz devrimdir, devrimi geliştirmedir. Bu da bizim yaşamımızdır, her şeyimizdir.

Sanıyorum bunu da epey kavrıyorsunuz. Dolayısıyla günlük ilişkilere ve yaşama yansıtmakta fazla zorluk çekmezsiniz. Biraz zorlanabilirsiniz, ama zorlanalım, bunun için düşünelim, tartışalım ve ilişkilerimizi ilkeli, yüceltici, ilerletici kılalım. Eski ve yeni ilişkileri gözden geçirin, varsa eksiklik, yanlışlık düzeltin; onun yerine örgütlenmeye götüren, vatana götüren, hatta insanlığa götüren sağlam bir özellik kazanın. En sevdiklerimiz bize köstek olamaz, bireycilikle bizi bağlayamazlar. Tam tersine, en sevilenler birbirlerini yüceltmekle, yaşamını kolaylaştırmakla, yaşanılır kılmakla sorumludurlar.

Kendi gerçeğime tekrar değinirsem; bana duyulan her türlü sevgi, yücelten sevgidir, insanlarımızı ayağa kaldıran, örgütleyen, savaştıran sevgidir. Bu temelde insan onuru ayağa kalkar ve savaştırır. Eğer bu temelde sizler de örgüt gerçeğine, Önderlik gerçeğine bağlıysanız ve tartışmasız bağlı olmayı bilirseniz; bütün ilişkileriniz, ister size gösterilen, ister sizin gösterdiğiniz ilgiler, sevgiler, heyecanlar, tutkular olsun; hem yüksek olmalı, hem de savaşa, vatanseverliğe, partileşmeye, halkın özgürlüğüne ve kendi özgürlüğünüze, onurunuza bir çağrı olmalıdır. Bunun altına düşmemeye büyük özen göstermelisiniz, daha fazla gelişmesi için de her şeyinizi ortaya koymalısınız. Bilinç kazanmak kadar bir pratiğin de sahibi olmalısınız. Ekmek su kadar size gerekli olan, ilişkilerde ve yaşamda böyle bir tarzı tutturmaktır.

Uzun yıllardır varolan ilişki tarzının sizi düşürdüğünü, hatta tanınmaz hale getirdiğini biliyoruz. Ancak böylesine yüceltici bir çabayla ilişkileri ve yaşamı kazanabileceğinizi bir an bile göz ardı etmeyin. Önderlik gerçeğini de büyük bir silah olarak kullanarak yücelmeyi ve dolayısıyla başarıyı sağlayın.

Parti Önderiği

20 Ekim 1993

 

    Mail    
       X       
© 2026 ypssehit.org KURDISTAN