Devrimin özgürlük düzeyinin bir örgütlülük ve eylemlilik düzeyi olduğunu belirtebiliriz.

Bir devrimde başarı, örgüt ve eylemlilikte başarıdır. Kadının da devrimdeki başarısı kendi eğitiminin, örgütlenmesinin ve eyleminin başarısıdır. İçinde bulunduğumuz dönemde temel faaliyet biçimi savaştır, kadının da buna katılım istemi yüksek olduğuna göre, ordulaşmaya doğru yaklaşmak gerektiği kendiliğinden ortaya çıkıyor. Genelde kadın örgütlenmesinin, özelde savaş içindeki örgütlenmesinin bazı özellikleri olacağı açıktır. Ordulaşma, tarihte ve günümüzde bir erkek işi olarak benimsenmiştir. Askeri faaliyet, adeta erkeklerin tekelindedir. Kadının bu sahaya yaklaşması hem ahlaki açıdan, hem yasalar açısından neredeyse yasaklanmış gibidir. Biz bu yasağı delmeye çalışıyoruz. Tarihin mahkum ettiği kadın ordulaşmasının ve günümüzde pek az yer verilen kadın askerleşmesinin önündeki engelleri zorluyoruz. Geleneksel, siyasal, hukuki dayatmalara karşı bir delme, tepki ve yıkma hareketimiz var. Zaten kadının gerilla içinde yer alma isteği de bu nedenledir. Kadının gerillaya katılım isteği, özgürlük isteğiyle bağlantılıdır. Haklı olarak özgürlüğünü gerillada gerçekleştirmek istiyor. 

Gerilla ordulaşmasında kadın gerçeği neyi ifade eder? Buna açıklık getirmek önem taşır. Şunun için önemlidir: “Gerilla daha çok erkek işidir” biçimindeki geleneksel yaklaşım, bizde hayli etkilidir. Kadının da bu konuda fazla iddiasının olmaması veya en azından fiziki, ruhi ve siyasal açılardan kendini tam katamaması, ikincil, sıradan ele alınmasına yol açıyor. Yani erkek ordulaşmasının bir eki durumuna gelme tehlikesi vardır. Kadın, neredeyse erkeğin gölgesi altında hareket ediyor. Pasif, kendi özgürlük talebiyle uyuşmayan ve gerillayı kendi kimliğini özgürleştirmenin bir aracı olarak görmeyen, erkek ne derse ona kölece veya kendiliğinden uyum gösteren yaklaşımları var. Kendini bütün olumlu, olumsuz yönleriyle değerlendirip katabilmekten uzak yaklaşımlar içindedir. Toplum içindeki düzenleniş neyse, onu saflara yansıtma gibi bir tehlike söz konusudur. 

Bu nedenle gerillada olsun, siyasal faaliyetlerde olsun, kadın örgütlenmesinin, ordulaşmasının özelliklerini, özgünlüğünü, kendi talepleriyle ortaya çıkışını sağlama almak büyük önem taşıyor. Bunu yapamazsak, kadın özgürlüğü bir yerde boşa çıkmış olur. “Ne de olsa, devrim olacak, herkes hakkını alır” yaklaşımı gösteriliyor. Bir zamanlar Türk Solu da bize; “Biz Türkiye’de devrim yaparız, ulusal sorun da kendiliğinden çözülür” diyordu. PKK deneyimi gösterdi ki, biz büyük bir ulusal kurtuluş devrimi yapmadan, ne Türkiye’de devrim olur ne de Kürdistan halkı özgürleşir. Bu, kadın sorunu için de geçerlidir. “Devrim gerçekleşirse, kadın kendiliğinden kurtulur” denilmemelidir. Birçok devrim bunu böyle söylemiştir, ama kadının kendiliğinden kurtulamadığı da ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla tıpkı ulusal sorunda olduğu gibi, kadın sorununda da kurtuluşu kadının bizzat kendi düşüncesiyle, örgütüyle, eylemiyle sağlaması gerektiği açıktır. Kadının bu konuda özgücünü ortaya çıkarıp konuşturması, büyük önem taşır.

Mevcut gerilla faaliyetlerimiz, hatta kitle çalışmalarımız, kadının özgürlüğüne katkı sağlıyor, eskisiyle kıyaslanmayacak gelişmelere de yol açıyor. Ama biz halen bunun yeterli olduğunu, gelişmelerin sağlama alındığını söyleyemeyiz. Her an eski anlayışlar, tutumlar hortlayabilir, hatta eskisinden daha olumsuz gelişmelere de yol açabilir. Zaman zaman geleneksel yaklaşımlar hortlatılıyor ve erkeklerle ilişkileri en tasfiyeci, en hainane kaçışlara kadar yol açabiliyor. Ciddiyetten uzak, çok yüzeysel yaklaşımlar ortamı bulandırıyor, yani yüce özgürlük amacıyla yola çıkıldığı halde, tersi sonuçlara yol açması, sıkça rastladığımız olaylardandır. İşleri, genel anlamda “devrim olur, özgürlük kazanılır” düzeyinde ele almadan, geleneksel, inkarcı, yüzeysel yaklaşımlarla, küçük burjuva liberal tutumlarla kendimizi aldatmadan, eksik veya yetersiz bırakmadan, özgünlüğe göre çözüm yolunu açıkça ortaya koyan, bunu da rastlantıya ve kişilerin niyetlerine terk etmeden, örgütlü, yönetimli, denetimli bir yapıyla, kurumlaşmayla sağlama almanın en doğru tutum olacağını belirtmek zorundayız. Bunları kavrayıp gereklerini yerine getirme göreviyle karşı karşıyayız.

Tartışmayı bu çerçeve dahilinde yapmak gerekir. Sol sekter, yani “erkek egemenliğine karşıyız” tavrını, “tümüyle erkeklere karşıyız” tavrına dönüştürmeden, yine çok sağ ve liberal “genelde devrim olur, hakkımıza düşeni de o zaman alırız” anlayışına düşmeden, erkek egemenlikli bütün özellikleri gören, eleştiren ve aşmaya çalışan, yine kendini genel devrime, liberalizme terk etmeden daha şimdiden günlük olarak kendi özgür kurtuluş yolunu aydınlatan, bunun çabasını ortaya koyan tutum içinde olmak en doğrusudur. Dolayısıyla eğitim ve örgütlenme büyük önem taşır. Hele iş ordulaşmaya geldiğinde daha fazla yoğunlaşmak gerekir. Bu gerekçeler göz önüne getirildiğinde, başta gerilla olmak üzere, çeşitli faaliyetlerde kadın ordulaşmasını, örgütleşmesini geliştirmek; bunu özgürlüğün garantiye alınması açısından geleceğe ertelemeksizin, günlük olarak hemen şimdi gerçekleştirmek, büyük öneme haizdir. Günlük olarak özgürlük eyleminizi ruhta, düşüncede, örgütlenmede, yaşamda sağlamakla, özümsemekle, yaşatmakla sorumlu olduğunuzu, çabalarımızın sürekli ve yoğun olduğunu kavrarsak, gerçek bir kurtuluş faaliyetinden bahsedebiliriz. Ancak o zaman kimliğimize, özgürlüğümüze, taleplerimizin, amaçlarımızın gerçekleşmesine gerçekçi bir tarzda katkı sağlayabiliriz.

Halklar, sınıflar ve her türlü topluluklar hak talebinde bulunduklarında, kendilerini başkalarının insafına terk etmeden, yalvarmadan, yakarmadan kendi eylemlilikleriyle, bunun örgütlülüğüyle cevap aradıklarında, en doğrusunu yapmış olurlar. Kendi hak talebini bilince çıkarmayan, hatta programlaştırmayan, örgütlemeyen, eyleme geçiremeyen, sadece başkalarına yalvarıp -kadın gerçeğinde olduğu gibi- “kocam her şeyi verir, yakınlarım, akrabalarım sığınağımdır” der veya bol bol Allah’a el açar, dua eder, dileklerini belirtir, kurtuluşu böyle görür. Bu yaklaşımın ne kadar yanıltıcı olduğunu günlük yaşamdan iyi biliyoruz. Bunlar, iyi dostlara sığınarak, koltuk değneklerine dayanarak yol alacaklarını sanırlar. Parti içinde de özellikle yönetim konumunda olan erkeklere dayanarak kendilerine yer yapabileceklerini düşünürler. Bu, kadında biraz da alçaltıcı, boyun eğmeci bir yaklaşımdır ve hayli de gelişkindir. Bununla bağımsız ve özgür gelişmenin sağlanamayacağını, başından itibaren boyun eğmenin esas alındığını, bunun da değişik bir kölelikle sonuçlanacağını unutmamalıyız. Bütün bunlar saflarımızda halen yaygınca yaşanıyor. Biz, bunu önlemek istiyoruz. Özgürlük öz kimlikle, öz savaşımla olur. Birilerinin himayesine sığınarak, herhangi bir yönetim gücüne dayanarak, bu konuda kadın kişiliğini ucuz kullanarak özgürleşeceğini sanmak kendini aldatmaktır. Bu yaklaşımlarla olsa olsa ikiyüzlü, kendini aldatan, uzlaşan yeni bir köle tipi ortaya çıkar.

Oldukça gerçekçi olma gereği açıktır. Parti içinde ve dışında, her yoldaşa, yakın uzak her dosta karşı öz kimlikli, kendini yitirmeyen, özgücüne güvenen bir kişi olmamız gerekir. Bu yaklaşımın doğal sonucu, ordulaşmadır. Kadın ordulaşınca; bireysel taleplerin gerçekleşmesi, kimliğin, özgürlüğün gündemleşmesi daha gerçekçi olur. Çünkü haklar güçle alınır, yalvarmayla, en yakınlarına dahi sığınmayla değil. Güç de örgütlenme ister, bunu iliklerinize kadar hissetmek durumundasınız. 

Bu açıdan Önderlik gerçeğine ucuz ve yüzeysel bağlanmayı anlamsız buluyorum. Militan kimlikle, düşünce ve örgüt gücüyle yaklaşım yerine, yaygınca yaşanan yüzeysel, çok çeşitli subjektif niyetlerle Allah’a bağlanır gibi bağlanmayı, geri bir bağlanma tarzı olarak değerlendiriyorum. Kadın, buna oldukça yatkın hale getirilmiştir, bunu aştırmak gerekiyor. Bunun da yolu özgür örgütlenmeden geçiyor. Kadının, askeri, siyasi, sosyal, ekonomik vb. örgütlenmelere kendi talepleriyle ve örgütlülüğüyle katılması en doğrusudur. Düşünmek, tartışmak, kararlaşmak bu işin gerekleridir.

Bu tür sahalara örgütlü girildiğinde ciddiye alınırsın. Eskiden bir erkeğin hemen her kadına dayattığı egemenliği, geleneklerden aldığı gücü konuşturması veya bir kurumun kendini ayrıcalıklı görmesi biraz sınırlanır. “İstediğimi yaparım, istediğimi dayatırım, kanundur, boyun eğmelisin” anlayışını önlemenin ve “benim de kimliğim var, hakkım var, taleplerim var” diyebilmenin yolu, “benim de gücüm var, örgütüm var” demekten geçer. Bütün ulusal hakları ve sınıfsal talepleri madem gerilla ile alıyoruz, kadın da kendi kurtuluşunu biraz gerilla ile sağlayacaktır. Bu da gerilla ordulaşmasıyla olur. Kadın ordulaşması, gerilla ordulaşmasının bir parçasıdır, bu ordulaşma içindedir, ama özgünlüğü vardır. Bu özgünlüğü de gerilla ordusuna yansıyacaktır.

Toplumda olduğu gibi, tümüyle erkeklerin inisiyatifinde, bilinçli veya kendiliğinden onların himayesinde, hakimiyetinde olan bir gerilla ordusu değil; kadının da düşündüğü, tartıştığı, yönettiği, örgütlediği, denetlediği bir ordu gücüne kavuşarak gerilla ordulaşmasında yerini tutması daha gerçekçidir ve özgürlük talepleriyle bağlantılıdır. Fiziksel durumlar engel olarak ileri sürülmemelidir, “fiziği dayanmaz” veya “zor işlere gelmez, evde nasıl mutfak işleriyle uğraşıyorsa, orduda da öyle yapsın” denilemez. Her ordu eri, erkeği de, kadını da mutfakla uğraşır, ama bunu çoğunlukla kadına havale etmek gerçekçi değildir. Yine diğer alt yapı işlerini, yani toplumdakine benzer işleri de hep kadına havale etmek doğru değildir. Dolayısıyla bütün bu işler yapılır, ama savaş işleri de, eylem de yapılır. Bu konuda en az erkek kadar kadının da iddiası vardır, diyerek tavır belirlemek, kurumlaşmayı buna göre hazırlamak en doğrusudur.

Pratikte kadın ordulaşması nasıl olabilir? Örneğin, Botan Eyaleti’nde Genel Komutanlık vardır. Genel Komutanlık ve Askeri Konsey içinde kadın yapısını temsil edecek kadar üye bulunur. Burada erkek de, kadın da temsil düzeyi bulur. Cepheyi temsilen de erkek de, kadın da yer alır. Tabana doğru birliklerin teşkili; erkek birlikleri, kadın birlikleri vardır. Karma birimlere ihtiyaç duyulursa zaman zaman karma birimler haline de gelinebilir. Bazı erkek birimlerinin çalışmalarında kadınlar, kadın birimlerinde de erkekler rol oynayabilir. Bunlar geçici veya sürekli olabilir, ama tümüyle karma olması, gerçekleri zorlamak olur. Başta belirttiğimiz gibi; bu, özgürlüğe ve gerçeklere göre örgütlenmeyi bulanıklaştırmaya, talepleri muğlaklaştırmaya, hatta boşa çıkarmaya götürür. Dolayısıyla erkeklerle bayanların aralarında hiçbir fark yokmuş gibi, aynı birimler içinde yer almalarını fazla esas almamalı veya tümüyle böyle yapmamalıyız. Birimlerin ayrı örgütlendirilmesi, daha sonuç alıcı olunacağını açığa çıkarıyor veya tarihi toplumsal gerçekliğin, yani devrimci yaklaşımın bir gereği oluyor. Burada mutlaklaştırma yok, ama özgünlüğü göz ardı etme de söz konusu değil. Mangadan tutalım, varsa bir alaya kadar kadın örgütlenmesi de oluşabilir. Kimi savaşçı, kimi komutan, kimi eğitmen, kimi lojistikçi, yani bir ordu örgütlenmesi nasıl geliştiriliyorsa, kadın örgütlenmesini de öyle geliştirmek uygundur. Kendi kendilerini eğitme, örgütleme ve öz güçle yürüme sağlanmalıdır. Belirtilen hususların eyleme geçirilişi, bizzat bu birimlerce yürütülmelidir.

Erkek gruplarının, birliklerinin yanı başında olunacağı veya birlikte harekete geçileceği de açıktır. Çok ayrı bir kadın örgütü, savaşı yoktur, savaşım paraleldir. Örneğin, savaş bölgelerinde hem erkek birlikleri, hem kadın birlikleri var. İşbölümü yaparlar, birbirlerine destek olurlar, dayanak sunarlar, ama iç içe karışmazlar, birbirleri içinde erimezler. Ortak eylemler olabilir, ama bazı eylemleri bizzat kadın birlikleri yapabilir, bu da yadırganmamalıdır. Bazı eylemleri de erkek birlikleri yapar. Savaşta hem ortaklaşa yapılacak eylemler, hem de ayrı birimlerce yürütülecek eylemler vardır. Bu tarz, bazen daha başarılı olabilir.

Kadın birlikleri tümüyle erkeklerin himayesinde savaşırsa, erkek himayesi ortadan kalktığında kadının da ordulaşması biter veya erkeklerin yardımına hiç ihtiyacımız yok, sonuna kadar kendi başımıza savaşırız yaklaşımları uç noktalardır ve doğru değildir. Dayanışma ve paralellik her zaman gereklidir. Ama özgünlükleri bütünüyle inkar etmek, bir koltuk değneği gibi hep dayanak aramak, “erkeklerin himayesi olmadan kadın birlikleri yürüyemez, savaşamaz” demek; kendi özgürlüğünü, kimliğini, kişiliğini inkar etmek demektir. Bu anlayışlarla kesinlikle özgürleşme olmaz. Bu nedenle ordulaşmaya doğru bir yaklaşımı geliştirmek gerekir. Gerillaya böyle yaklaşım önemli ve gerekli olduğu gibi, bunu siyasal örgütlenmeye de yansıtırız. Unutmayalım ki, binleri aşan bir kadın katılımı var, bu da objektif olarak ordulaşma demektir. Bu açıdan bu sorun acil çözüm ister ve önümüzdeki dönemde bir an önce kadın birliklerini yetkin bir tarzda oluşturup harekete geçirmek en doğrusudur.

Siyasi ordulaşmaya ilişkin olarak; serhıldanların daha çok kadının gerçekleştireceği bir eylem türü olduğunu, hatta kadının öncülük etmesinin doğru olduğunu belirmiştik. Şimdi daha değişik görevler ortaya çıkıyor. Gösteriler, siyasal, örgütsel faaliyetlilikler, gazete satımından, yayın ve dağıtımından tutalım sokak gösterileri, hatta eylemliliği de kadın ordulaşmasından katkı bekleyebilir veya bu örgütlenme epey gelişmeye yol açabilir. Şehirlerde düşmanın en az denetleyebileceği kesim, kadın kesimidir. Dağdan inen erkek gerillayı çabuk tespit edebilir, ama kendini iyi kamufle etmiş kadın, en az dikkati çekecek konumdadır. Dolayısıyla şehir faaliyetlerinde, siyasi çalışmalarda, serhıldanlarda, hatta eylem birliklerinde kadını örgütlemek büyük önem taşıyor. Legal-illegal çalışmalarda, şiddet eylemlerinde ve barışçıl eylemlerde kadın gücü büyük oranda harekete geçirilebilir. Bu konuda ciddi eksiklikler var. Bunları gidermek için yoğunca üzerinde durmak gerekir.

Dağ koşulları çeşitli nedenlerle ihmal edilmemekle birlikte, kadın için şimdilik ikinci planda ele alınması daha doğrudur. Ama şehir içinde, hatta kırsal, ovalık alanlarda kadın teşkilatlanmasını çok yönlü geliştirmek, hem siyasal, hem barışçıl, hem şiddetle savaşır tarzda tam anlamıyla bir ordulaşmaya kavuşturmak yakıcı bir görevdir. Ordulaşma için koşullar oldukça mevcuttur. Binlerce kadın mücadeleye katılmak istiyor, ama bilinçsizler, örgütsüzler, dolayısıyla rollerini oynayamıyorlar. Bu konuda kadroların önüne şehir, ova veya köy alanlarındaki kadın örgütlenmesini, bu kadınların eğitilmesini ve yönetilmesini temel bir görev olarak koymak, bunun başarısı için ısrarlı olmak büyük önem taşır. Çünkü buralarda kadın hem sayı olarak fazladır, hem de cesaretlidir, kaybedeceği hiçbir şeyi yoktur. Eylem yapmayı çok istiyor, ama çaresizdir. Neden? Çünkü bilinçsiz ve örgütsüzdür. Dolayısıyla parti ve parti kadrosu da bilinç ve örgütlenmeyi taşırmakla sorumludur. Böylesine muazzam bir devrim potansiyelini harekete geçirmekle zaferin ne kadar gelişeceğini ve gerillanın da muazzam bir desteğe kavuşacağını göz önüne getirdiğimizde, yapılması gerekenin bu potansiyeli eğitip, örgütleyip savaştırmak olduğu açıktır.

Bu yakıcı görevin üzerine her zamankinden daha fazla yürümeliyiz ve bu görevi biraz benimsemeliyiz. Çünkü kadın hem legal, hem illegal olarak rahat örgütlenebilir, kendisini kamufle edebilir, en kuytu yerlere kadar girebilir. Bu biçimiyle çok çeşitli insanlar, kadınlar görevlendirilebilir. Bu da muazzam bir örgütlülük, ordulaşma demektir, ama ilgisiz kalınıyor. “Elime silah alırım, Köroğlu olurum” edebiyatıyla yaklaşılıyor. En büyük eylemliliğin, gizli örgütlenme olduğunu unutmamalıyız. Günümüzde en büyük yiğitlik, örgütlülüktür. Çok iyi örgütlendiğinizde, en kahraman işi yapıyorsunuz demektir. Ustalar, “Proleter devrimciliğin en temel özelliği; örgütsel özelliktir” derler. Benim de en temel çalışmam örgütsel çalışmadır. Elime silah alarak devrim yürütmüyorum. Örgütlülüğü geliştirerek silahı yönetiyorum, silahı geliştiriyorum. Dolayısıyla örgütlenmeyi büyük tutkuyla, “en yaman eylem tarzıdır, en güçlü çalışmadır” diyerek benimsemelisiniz. Bu konuda kadın örgütlenmesi hem çok kolaydır, hem de sonuç alıcıdır. Belirttiğim gibi, kullanılmayan bir potansiyel vardır. Bu potansiyeli işlemek, harekete geçirmek, gerilladan ve dağdaki faaliyetten daha az önemli değildir.

Çok çeşitli örgüt biçimleri düşünülebilir. Buna çocukların ve yaşlıların örgütlenmesini de dahil edebiliriz. Çok atak kadınlar vardır, bunlar eylem yapabilir. Çok eğitilmiş olanları vardır, bunlar örgütü ve serhıldanları yönetebilir. Bazıları illegal, bazıları legal çalışabilir; bazıları kültür kolunda, bazıları ekonomik faaliyetlerde, bazıları sosyal girişimlerde öncülük yapabilir ve dolayısıyla herkes bir işe koşturulabilir. Proleter devrimcilik, görevleri böyle anlayan devrimciliktir.

Gördüğüm yanılgılı bir yaklaşım da; sanki eline silah almazsa, havası yerine gelmezmiş gibi, hatta devrimci olunamayacakmış gibi bir yaklaşımdır. Bu, maceracı bir anlayıştır. Kaldı ki silahın da hakkını vermekten uzaklar. Silaha ucuz yaklaşmak, bombayı eline ucuzca almak kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüktür. Yüzlercesi bomba ile kendilerini imha etti. Öyle yapacaklarına, iyi bir illegal örgütçü olsalardı, çok daha faydalı bir iş yapmış olurlardı. Ne yazık ki, örgütlenmeye, onun uygun biçimlerine kendilerini katamadıkları için dağ gibi yoldaşları, kadınları kaybettik. Yaşananlar kader değildir. Bunlar, kendini doğru değerlendirmemekten ileri geliyor. Biraz kamufleli ve kendi kimliğine uygun özelliklerle çalışılsaydı, sonuç adeta muazzam bir ordulaşma olurdu ve gerilla da güçlenirdi. Böyle kadınlar, vakti zamanında gerillaya katılsalardı, çok daha üstün başarıların sahibi olabilirlerdi. Ama hiç örgütlenme yapmamışlar, kitleyi hiç tanımıyorlar, siyasal faaliyet yürütmemişler. Gelir gelmez eline silahı alıyor, o da başına bela oluyor. Ne fiziği kaldırıyor, ne de tecrübesi ve bilinci var. Bu nedenle bunu düzeltmeye çalışıyoruz.

Gerillada ve siyasi faaliyetlerde kadının enerjisini en verimli, en gerçekçi bir tarzda devrime katmak, biraz böyle oluyor. Her zamankinden daha fazla üzerinde düşünmeliyiz, bu konuda plan, taktik geliştirmelisiniz. Tek düze, çok uzlaşıcı bireysel yaklaşımlarla kendi kendinizi tasfiye etmemeli, verimsizleştirmemelisiniz. En kapsamlı ve yapabileceğiniz bir çalışmanın militanı olmak için, gerek kendinizi değerlendirmeyi, gerekse pratiğe katmayı, ustaca bunu becermeyi anbean vazgeçilmez bir görev bellemelisiniz. Kendinizi görevlendirme konusunda yanılgılı olmamalısınız, çok gerçekçi bir değerlendirmeyle birlikte kendinizi pratiğe katabilmelisiniz. Yapabileceğiniz işleri mutlaka yapmalısınız. Gücünüzü aşan ve fazla gerçekçi olmayan taleplerle kendinizi boğmayın. Herkes kendisi için en verimli çalışmayı ve bunun nasılını bilir. Bu dağda da olur, şehirde de olur, ovada da olur. Kendini en gerçekçi değerlendiren ve katan kişi; uzun süreli savaşa göre rolünü en iyi yerine getirir, yaşar ve yaşatır. Partinin de doğru bulduğu görev anlayışı budur ve güç verdiği tutum da böyledir. 

 

Parti Önderliği

20 Ekim 1993

 

    Mail    
       X       
© 2026 ypssehit.org KURDISTAN