Kendi kişiliğimi, kimliğimi, gerek özgür kadına duyduğum saygıdan dolayı, özgür yaşam ve bir ulusun esenlik kazanması, en çarpıcı ve en düşürüldüğü noktadan bir güç bulabilmesi için, gerekli gördüğüm devrimsel yaşam tarzını -ki bu, gerçekten büyük bir fedakarlık ister- hemen hepinize yeterli olabilecek kadar özgür kadın kimliğini geliştirmek için ortaya koydum.
Doğru güç kazansın, çok az kusur, yanlış işlensin, özellikle çirkinlik fazla gelişme bulmasın, doğrular, güzellikler daha fazla boy atsın diye kişiliğimin duruş tarzını büyük bir iradeyle, incelikle yürütmeye çalışırken etrafımda ne olup bitiyor? Hiçbir erkek kimliği benim tarzıma cüret edemez. Kadın da böyle olmayı kendisine yediremez. Benim için daha da ilginç olan, çözümlemede derinleşme istemi kadar, olup biteni anlamak ve sonuca götürmek için alabildiğine esnek olabilmektir. İşin özüne de inmekten çekinmeden; kim nedir, ne kadardır, ne olabilir sorularına tam bir özgürlüksel yaklaşımla cevap ararken erkekler, kızlar nelerle ilgileniyor? Bu, ne bir oyundur, ne bir tuzaktır, ne de gaflettir. Kişileri açığa çıkarmak için devrimci bir tarzdır. Benim kimliğim biraz daha farklıdır. Tamamen siyasal yoğunlaşmanın bir sonucudur. Erkek için de, kadın için de Kürt olayına karşı böyle büyük bir cevaptır. Gücü olan varsa buna cevap olsun. Örneğin, kendini iddialı gören bütün kadınlar veya erkekler duygularıma ulaşmak istiyorlar. Benim tarzım ortadadır. “Sen kırk yıldır kendini hazırlıyorsun, bizim gibi fukara kadınlara veya erkeklere böyle acımasız yaklaşılır mı” diyebilirsiniz. Bu alandaki tarihi kavgayı, gürültüyü, acıyı, üzüntüyü anlamalısınız. Tüm bunlar olası bir yaşam ifadesidir. Büyük duruşları, büyük kavgaları, büyük mücadeleleri neden anlamaya yanaşmıyorsunuz? Neden yapılanları boşa çıkarmak istiyorsunuz? Kendimi özgür bir kimlik olarak sunmam kötü bir şey mi? Siz kızlara, kadınlara, halkımızın kadınlarına, şu erkeğin, bu erkeğin kadını demiyorum; dikkat ederseniz, halkımızın özgür kadınlarına, kendini özgürlüğe adayanlara diyorum. Bu duruş müthiştir, çok önemli ve gereklidir.
Tarihteki yüce yaşam kimliklerini benimle kıyaslayın; benim düzeyim kimilerine göre muhteşem, kimilerine göre çok ilginç, kimilerine göre de çok ürkütücü olabilir. Ne denilirse denilsin, oldukça anlamlı bir duruştur. Bu duruş direnç, akıl, sistem ve yürek ister. Bu duruş olmazsa tek bir özgür kadın ayakta kalır mı? Hatta ciddi, yiğit bir erkek savaşçısı bile ortaya çıkamaz. Hepsi bu duruşla ilgilidir. En büyük askeri sanat, bu konudaki duruş şeklini başarmaktır. Siz bunu inceleyemiyorsunuz, çünkü o gücünüz yok. Oysaki bu duruşumuz yüzlerce insanımızda yiğitliği geliştiriyor, binlerce kadını da etkileyip, ayağa kaldırıyor. Bu mekanizmanın nasıl kurulduğunu, nasıl işletildiğini bilmediğiniz için, kendinizi birden bire kahraman yerine koyuyorsunuz. Bu konudaki büyük savaşımımı anlayamadığınız için, içine düştüğünüz çarpıklıklar sizi mahvediyor ve buna karşı benim duruşumu belirliyor. Savaş içinde bir savaş, hem de birçok beyni böyle sarsacak ve felç edecek bir savaş. Kaldı ki biz bu konuda düşmanın en ince oyunlarını bozmakla aslında savaşta büyük bir adım attık. Hatta yalnız karşıda savaşan bir düşmanı da değil, yüzyıllardır herkesi iliklerine kadar bağlayan o kölelik bağlarını en erkenden yırtmayı görev olarak bildik ve bu savaşı böyle temellendirdik. Benim büyüklüğüm ve halen savaştaki gücüm bununla çok yakından bağlantılıdır.
Benim de kadın arayışım vardı, ama ben kadını aradıktan sonra yaratırım. Ben de eskiden arkadaşlarımızın kadın arayışları ve birbirlerini buluşları gibi yaklaşıyordum. Fakat bu anlamsızlığı kavradım. Kendimi kolay sattırmam, beni kolay bağlayamazsınız. Unutmayın ki en değme erkeğimizin bu konuda kendini bağlaması, aldatması içten bile değildir. Kadınlar çok tutucu, geleneksel ahlakın etkisi altında düşkünleşmiş tarzda kendini satan kişiler durumundadır. Bu iki uç arasında gidip gelirler, bunu aşacak örnek yok denecek kadar azdır. Bütün toplumun kadınları ve erkekleri hiçbir özgürlük düzeyini yakalamadan başı bağlanma adı altında, “muradına kaderine erdi” deyimiyle, aslında dört başı mağrur bir köleliğe bağlanırlar. Sizin bunu aştığınız söylenemez. Eskiden bu kader ağları sizi de çok bağlamıştı ve halen o bağlardan kurtulduğunuzu da sanmıyorum. Erkek bundan farklı değil. O daha da kötü bir biçimde bu işin içindedir. Oysa ben böyle değilim. Bunun kader ya da murat değil, tam tersine kadersizlik, muratsızlık, çözümsüzlük olduğunu çok iyi görüp kendini sıyıran kişiyim. Tabii ki bununla yetinmeyen, gerektiğinde bütün bir halkı, bir ulusu bunun için sürükleyecek iradeyi de gösteren kişiyim. Önderlik budur. Önder, bir ulusun hayat damarlarından birisini geliştirdi mi ulusal önder olabilir. Askeri, siyasi, sosyal ve örgüt damarlarını biraz açmak ulusal akışa yol açıyor. Henüz bu işin başlangıç çalışmalarını yürütüyorum, ancak siz bunun farkında bile değilsiniz. Herkes oldukça yüzeysel, çok güçsüzdür ve iradesizliği aşamıyor. Bu bir geriliktir, bunda ısrar edilirse bir tutuculuk, hatta karşı devrimciliktir. Hiç kimsenin bu konuda ilgisi, ilişkisi olmasın demiyoruz, tam tersine biz, özgür kadın dünyasına çok büyük bir ilgi ve boyut kazandırdık. Bu aşamada hiç kimse, kadın kimliğine benim düzeyimde cesur, içten, değerli, eşit, özgür, duygulu ve anlamlı yaklaşamaz. Dikkat ederseniz, en değme erkek çok usturuplu laflar da etse de, aslında dünyasında sadece bir kaç kadına yer vardır. Hiçbir erkek bütün kadınlara anlam verme gücünde değildir. Belki laf edebilir, ama kimliği buna kapalıdır.
Biz bu temelde böyle bir erkekliği hem sizin dünyanızda kırmak, yıkmak, hem erkekler için kırmak, yıkmak istiyoruz. Bunun ne kadar büyük bir iş olduğunu bilmeniz gerekir. Ben gücümü buradan alıyorum. Neden size ilgi çekici geliyorum? Çünkü farkında bile olmasanız da ruhunuzu ezen, kimliğinizi tanınmaz hale getiren bir kişiliği öldürdüm. Parti içinde kendi hakimiyetinden kesinlikle vazgeçemeyen bir erkeği durdurdum. Bunlar da her erkeğin yapacağı iş değildir. Eğer çarpıcı bazı kadın yiğitlikler ortaya çıkıyorsa, ister farkında olun, ister olmayın bu önemli işlerden, önemli bir çalışma olmasından ve bizzat savaşım verilmesinden dolayıdır. Ben bunu anlayabileceğinizi sanmıştım. Fakat halen erkekte ve kadında bazı kişilikler, böyle büyük bir önderlik çalışması sanki yokmuş gibi davranıyorlar. Bunlar yanılıyorlar.
Büyük devrim şehitlerinin vasiyetleri başta olmak üzere, özgürlüğe verdiğimiz değerle biz bu konuda savaşı daha da geliştirerek sonuca götüreceğiz. Tabii bu benim hikayem. Üzerinde daha da durulabilir, bunun hiç bir ayıbı da yok. Ne abartalım ne de görmezlikten gelelim. Bazı kadın veya erkeklerin buna karşı nasıl davrandıkları incelemeye değerdir. Örneğin, erkekler ve kadınlar için model olarak kendimi ortaya böyle koyarken ne diyeceksiniz? Bütün ülkemize, hatta bütün kadınlara kendimi seslendirirken çok değişik bir ses ve kimlik olduğum kesindir. Bir şarkıcı gibi şarkıyla veya kaba güç sahiplerinin diliyle de çağırmıyorum. Bu anlamda her şey sizi özgürlüğe zorluyor. Dikkat ederseniz örgütümüzün ve ülkemizin tüm erkekleri laf anlayacak duruma biraz gelmiştir. Aslında erkeklerin de sorumlusuyum. Ülkemizin, halkımızın özgürlüğe kalkan kadınları ve erkekleri bizi anlamak zorunda. Bu anlaşılmadıkça hiçbirinizin mücadeleyi konuşacak hali bile olamaz. Bu büyük duruş bunu sağlamıştır. Bu büyük duruşun gereklerine ulaşmadan ne erkek erkek olabilir, ne kadın kadın olabilir. Bu büyük duruşun karşısında olanlar var. Bu tam bir savaş halidir. Erkeğin ve kadının dayanılmaz hafiflikleri, dayatmaları, komploculukları, sıkıntıları, rahatsızlıkları alabildiğine var. Bunlar sizde de olabilir, ama unutmayın ki bu bir savaştır. Kadının kimliğinde veya benim kimliğimde şekillenen kişilik sembol olacak ve bu herkesi bağlayacak. Bu, ülkesine tamamen sahip çıkan bir kadın veya erkek kimliği biçiminde karşımıza çıkacak. Bağlanılacak erkek ve kadın bu kimliktedir. Bağlanılacak kadın tamamen yurtseverdir, tamamen zaferdir, tamamen güzeldir, tamamen ölçülüdür, tamamen örgütlüdür. Bu kadın kimliği, attığı her adımdan düşmanın da sakındığı kadar, dostlarından, halkından yana olan, gaflete, yenilgiye yer vermeyen bir duruşun sahibidir. Bu hedefleniyor ve gerçekleştiriliyor, erkek de böyle bağlanacak. Erkek, fırsat buldu mu alasından düşkünlük yapacak erkek değil, tam tersine o da tamamen yurtsever olacak ve onu kendi kimliğine öyle kazıyacak ki, o varsa ülkesi özgürlüğü vardır, onun için güç sahibidir, örgüttür, her olasılığa karşı savaşa hazırdır. Anında harekete geçti mi yenmeyi de bilir. Eğer bir kadından, bir namus olayından bahsedilecekse bu, öncelikle bu özellikleri kazandığında olabilir. Bir kadın için kırk defa kendisini kaybetmeye hazır bir erkek bana göre tükürükle boğulması gereken erkektir. Bu büyük bir tuzaktır. Bu tuzağa düşmemeye çalışacaksınız. Zilan kişiliği ve diğer şehitlerimiz bu tuzağa düşmeyenlerdir. Onlar hiçbir erkekle olmayı düşünmeden şehit olmuşlardır. Şehitliğin diğer bir anlamı da budur ve yaşayanlarda böyle olmalıdır.
Düşkün bir erkeğin kadın yaklaşımı bize iğrenç gelir. Ne kadar ilgilensem de, kadının halen önemli oranda düşürücü özellikleri vardır. Güç kazanmış kadın nerede? Hepsi birer zavallı, doğru dürüst ayağa bile kalkamıyorlar. Benim sadece yaptığım arkadaşlık etme, cesaret verme, kadınlarla tartışma geliştirme, birlikte olunabileceğine dair umut vermedir. Dikkat ederseniz “senin şöyle kocan, adamın olacağım” diye bende bir hava yoktur. Bütün erkeklerde bu havayı bulursunuz, ama bende asla bulamazsınız. Hiç kimse bana, “şöyle hakiminizim, şöyle beyinizim” gibi bir sözü söylettiremez. Çünkü ben bunu yıkan kişiyim. Herhangi bir kadının benim karşımda yapmacık bir kadın olabileceğini düşünmesi imkansızdır.
İlişki, büyük özgürlük yoluna, büyük duyguların başlangıcına girmek demektir. Bu kolay gelişmiyor, büyük bir savaşımla bu yola giriliyor. Erkekler ve kadınlar eski ölçülerle birbirine yaklaşmaktan tam sıyrılmadıkları için çıldırıyorlar. Erkekler biraz örgütlü olsaydı, kim bilir bu yüzden ne kadar hizip kurarlardı. Ne kadar öfkeli olduklarını biliyorsunuz. Dikkat ederseniz yaptıklarım yanlış değil. Bunu çok ince ve hassas bir savaşla yürütüyorum. Bu savaşı bırakırsam erkekler topluluğunda acaba ne kalabilir? Böyle rahat olmayı, eline silah almayı, “erkeğin işine” karışmayı bir tarafa bırakın, kısa bir süre sonra “düşkün, çirkef kadın senin yerin mutfaktır, erkeğine bak, onun çocuğuna bak” deyip tokatlarlar. Direnirseniz iki tane daha tokat patlatırlar ve sonuçta sizi kendilerine göre uygun oldukları yere atarlar. Bunu biraz dikkatle gözleyen hemen fark eder. Art niyetli oldukları için değil, erkek oldukları için böyle yaparlar. Her şeyden önce güçsüzdürler. Saflarımızda özellikle bazıları sözde güzel duygular adı altında bunu dayatıyor. Buna öfke duyuyorum. Bu öyle kolay bir iş değil. İkinci gün düşmanın bile yapamayacağı bir komploya gidebiliyorsanız, bütün savaşçılarınızı ve onun bütün çabalarını bir tarafa bırakabiliyorsanız -ki komploculuk budur- sizin hangi duygularınız ciddiye alınabilir? Böyle bir ilişkinin savunulacak nesi var? Bir kadına ilgi duyup ilişki geliştirdiğin için değil, onun canına okuduğun için ayıplıyoruz. Güçsüz ve rezil olduğun için buna karşı çıkıyoruz. Dikkat ederseniz, benim duruşum büyük duyguları çağrıştırıyor, kimlikleri ortaya çıkarabiliyor.
Bizde gerçekleşen ilişki düzeyi tamamen ulusal boyutludur. En ağır toplumsal sorunu devrim silahı ile çözüyoruz. Çok gerekli olan yaşam için özgür ölçüleri ortaya çıkarıyoruz. Bunu doğru görüyorsanız ve varsa bir katkı gücünüz onu sergileyeceksiniz. Bu da nasıl olmalıdır? Aşk tam bir siyaset işidir derken bunu kast ediyorum. Sağlam bir siyasi duruşunuz olacak. Siyasi, örgütsel duruşu sağlam olmayanın duygudan, aşktan bahsetmesi tamamen oyundur, kadın-erkek ilişkisi boyutunda da ajanlıktır. Saflarımızda çarpık geliştirilen ilişkiler yozlaşma diye tabir ediliyor. Bütün alanlarda yenik düşmüş birçok kişilik neredeyse birbirlerine kapaklanmışlar. Bu aşk mıdır, ihanet midir? Bu duygu mudur, duygusuzluk mudur? Bu bitiş midir, diriliş midir? Bunları böyle ele almalısınız ve cevabınız yerinde olmalı. Bu nedenle örgütsel, hatta askeri duruşu sağlam olmayanların duygularına yer vermeyin, sevip sevilebileceklerine inanmayın.
Siyasette kaybedenin duyguda ve aşkta kazanması asla mümkün olamaz. Aşkın birinci şarttı, yüksek siyasi kazanımdır. Ben bu yaşıma kadar boşuna savaşmadım. Ülkemizin güzellikleriyle ilgili olmak da ayıp değildir. Hatta ilgili olmakta gereklidir. Ama çareyi bu büyük savaşımda buldum. Kadınlar dünyasında yerim güçlüdür ve bu, savaşımla olmuştur. Bütün kadınlarımızı mücadeleyle ilgili olmaya çekerken, işi gücü düşmana uşaklık olan erkeğin yanında kadın ne arasın. Erkek kendini koca, aşık diye yutturmuş, ama beş paralık değeri yok. Erkeğin ciddiyetine inanmıyorum. Fukara kadınlar kendini bu erkeğe yutturmuş. Bunları dile getirdiğimizde “bütün kadınlarımızı elimizden alacak” diyorlar. Bu anlamda ise bütün kadınları bu erkeklerin elinden aldım, öyle kadınların elinden de erkekleri alıyorum. Savaşı böyle veriyorum. Böyle yapmazsam ne savaşan bir kadın, ne de bir erkek olabilir. Siz bunun ağrısını çekiyorsunuz, ben ise bunun yaratılmasını gerçekleştiriyorum. Siz engel durumundasınız, ben milyonlarla bunu gerçekleştiriyorum.
Ulusal savaş başka türlü verilir mi? Her bakımdan bitmiş bu insanların bir günlük bile direnmeleri başka türlü mümkün mü? Aşkın kendisi bu büyük savaşımın bir yan ürünü, bir esin kaynağı olarak gerçekleşir ve biz buna her zaman taçlanma, çiçeklenme olarak anlam veririz. Bu büyük savaşımları kendi toprağımızda bütün kirliliklerin, çirkinliklerin, dikenlerin olduğu ortamda verirsek bizim topraklarda ancak aşk üreyebilir, çiçek verebilir. Başka türlüsü mümkün değildir.
Bu savaş, aynı zamanda yakıcı aşk savaşıdır. Düzen ölçüleriyle geliyor, “erkeğim, karım” diyor, bu çok ayıplanması gereken bir durumdur. Bunun aşkla, sevilecek erkeklikle, kadınlıkla ne ilgisi var. Onun için Ehmedê Xane’nin, “Ah, bir de biz aşkı gerçekleştirebilseydik, bize aşktan yoksundur demeseydiler” diye bir cümlesi de var. Aşkı gerçekleştirmek kolay değildir.
Bu hususları daha kapsamlı değerlendirmeye tabi tutabiliriz. Biz aşkın canlı bir savaşçısıyız. Şakaya gelmez, göz ardı edilemez bir savaşın komuta kişiliğiyiz. Bu aynı zamanda gereklidir. Bu boyutu dikkate almalıyım. Siz kadınlar için bu çok gereklidir, çünkü başka seçeneğimiz yok. En benimdir diye el uzatabileceğiniz bir erkek başınıza kısa bir sürede dağ gibi yıkılır. Bu, ancak böylesi bir savaşla aşılabilir, özgür iradeniz biraz doğabilir. Genel geçer ölçülerle yaşamınıza karışmak istemiyorum. PKK'nin dışına çıkabilirsiniz, dilediğiniz ortamların her türlü ilişkisini yaşayabilirsiniz. Ama bir savaş yürüttüğümü kabul ederek, onun hem ilkede hem de tarzda esasları olduğunu bilerek anlam vereceksiniz. Bununla, vaat ettiğimiz özgürlük kelimesine geçerlilik kazandırmak istiyoruz. Amacınızın bu olduğu kesindir ve işlerlik kazandırılan da budur.
Bu anlamda Önderliğe bağlılık kendi amaçlarına ulaşmak için vazgeçilmezdir. Bu bağlılığınızın çok ucuz ve duygusal olmasını zaten kabul edemem. Bağlılığınız sizin için çok hayatidir. O zaman bunun gereklerine kesinlikle daha belirleyici ve erkeklerden daha çok yer vereceksiniz. Çünkü bu size daha fazla gerekli olandır. Bazı imkanlar var diye evden kaçmış, nereye varacağı belli olmayan kadınlar gibi durmak en büyük ayıptır. Size çok gerekli olan özgürlüktür ve onun kimliği, kişiliğidir. Buna da bir imkan verilmiştir. Önemli olan buna erkekten daha fazla anlam vererek, bağlılık göstererek sonuca gitmek ve bu büyük tarihi fırsatı değerlendirmektir. Hiçbir erkek kadın için böyle taviz veremez. Benim yaptığım taviz vermek değildir, insanlık anlayışım böyle olduğu için yaşıyorum. Klasik erkek olmak istemediğim için irademle, özgürlük tarzımla kendimi şekillendirdim. Ucuzundan bir ince sanatçı gibi sizi kazanmak için değil, tam tersine bu, yaşam felsefemin bir gereğidir. Bunun etkileri, kökleri gittikçe yayılacaktır. Varsa gücünüz bunun üzerinde durun, derinleşin, güç alın, güç verin. Sizin yaşama olanca iradeli, anlayışlı ve elinize her türlü silah verilerek mücadeleye katılmanıza imkan veriliyor. Bu kolay bulunacak bir silah değildir. En sevdiğiniz erkekler dahil, böyle silahları kendi kadınlarının eline vermezler. Örneğin, dillerinin çözülmesini istemezler, askeri-siyasi savaşıma adım atmasını, fizikleriyle ayakta kalmasını da kabul etmezler. Çünkü onların bakış açıları bunu kabul etmez. Bakış açıları ile fiziğinizi mutlaka düşürmek isterler. Onlar için mutlaka saldırmak, adeta aç kurt düzeyine gelmiş bir bakış açısıdır. Buna karşı savaşmanız için elinize verilen büyük olanaklar var. Onunla kendi savaşımınızı değerlendireceksiniz. Onun örgütlenmesini, planlamasını yapacak, en başta karşı cephede çıplak düşmandan tutalım içimizdeki erkeğin dolaylı tüm düşürücü etkilerine karşı çok bilinçli olacaksınız. Özgürlük iradenizin, güzellik anlayışınızın el verdiği bir yaşam projesini, planını adım adım olgunlaştıracaksınız. Erkeklerle ilişkileri hep bu temelde ele alacaksınız. Tamamen planlı ve projelere sahip olacaksınız. Arkanızda kadın gücünün örgütlenmesi var; YAJK budur. Çünkü böyle olmazsanız erkek size saldırır. Bu saldırılar da değişik tarzda olur. Bu açıdan özgürlük silahının elinize verilişini bir şans olarak görecek ve engin bir anlayışa sahip olacaksınız.
Kadınlar kendilerini büyük özgürlük savaşımına adamışlardır. Örneğin, şehit Zilan yoldaşın söyleminde olduğu gibi; “Keşke bizim canımızdan daha fazla değerli bir şeyimiz olsaydı da verseydik” diyorlar. Bizim bu çabalarımıza ilişkin bu kadar can kendini katmıştır. Bu silahlar bu temelde elde edilmiştir. Dolayısıyla kutsal görerek bunu kullanmak en temel işinizdir ve bu oldukça önemlidir. Bu sözün başka anlamları da var. Büyük yaşamla, özgürlükle, yurtseverlikle, parti ve örgütle ilişkileri çok çarpıcıdır. Eğer onurlu ve saygılı birisiyseniz bunları göz ardı edemezsiniz. Bunun için örgütlülük önemlidir, amaç yoğunluğundan vazgeçilemez. Çok planlı olacaksınız, birbirinizle şiddetli ilgileneceksiniz ki, kadına çok az yer verilen erkekler dünyasında kendinize sağlıklı bir yer açasınız. Bu savaş bunun içindir, varsın erkeklerimiz olmasın, ne olacak. Sevmesini bilmeyen, saygısı olmayan, doğru dürüst özgür bir toprak parçası olmayan erkek egemenliğindeki yaşamı ne yapacaksınız. Bu yaşam başınıza bin defa beladır.
Kendimi siz kadınların yerine koyarak düşünüyorum, yaşadıklarınız inanılmaz geliyor. Benim böyle bir erkeğim olsa, bir günde çıldırırım. Siz nasıl böyle uysal hale getirilmişsiniz diye hayret ediyorum. Bana göre yapılması gereken mutlak direniş, özgürlük savaşımıdır. Bu iyi bir imkandır. Sizi mutlu edecek tek bir gelişme varsa, o da özgürlük savaşımıdır. Bu da Önderlik gerçeğinin ifadesidir. Zevk ve mutluluk bu savaşımın bu tarzındadır. Bu tarz intikam almadır, önce kendimizi sonra mümkünse toplumu ve onun da bir uzantısı olarak erkeği kazanmadır. Erkeği böyle istemelisiniz, istemekten de öteye böyle kazanmalı ve buna göre yaratmalısınız. Beni bile yaratmalısınız. Ben kadını yaratırken, kadının da beni yaratabileceğine inanıyorum. Doğru olan karşılıklı birbirini yaratmadır. Çünkü birçok çarpıklıkla düşürülmüş ve yaşam dışına itilmişiz. Karşılıklı birbirimizi kazanmamız için önce eşit olmamız gerekiyor, dikkat edilirse fazla eşit değiliz. Eşit konumda olmayanlar birbirlerini kazanamazlar. Eşit olmayanın birliği daha da derin bir olmazdır. Önderlik bu anlamda karşılıklı birbirini yaratmanın da Önderliğidir.
Bütün önemiyle, anlamıyla ve pratik gerekleriyle en değerli çaba, bu anlamda özgürlük savaşımı uğruna gösterilecek çabadır. Bu anlamda yürütülecek savaş da askeri, siyasi boyutlu savaşımı zafere doğru götürür. Bu da karşılıklı ve şiddetli bir etkileşim halinde yürür. Bunun için her türlü çarpıtmaya karşı dirençli olmalısınız. Sabır göstererek derinleşmeli, anlayışlı yaklaşmalı ve çabanızı sürekli sergilemesiniz. Varsa uğruna savaşılacak, kazanılacak ve yaşanılacak bir yaşam, o da budur. Bunun dışında her şey düşürücüdür, bütün acılarımızın, üzüntülerimizin kaynağıdır. Ne mutlu ki biz bunu aşabilecek bir imkanı yakalamışız ve elde etmişiz.
O halde tüm gücümüzle daha fazla anlayışla derinleşerek ve çabayla gelişerek karşılık verelim. Sadece savaşımın bir alt yapısı olan bu savaşımın askeri siyasi boyutunu kesinleştirmekle ve zaferin ardı arkasını kesinlikli kılmakla yetinmeyelim. Onu bir kez daha sosyal anlamdaki zafere dönüştürelim. Onun da en incelikli kabul edilebilir ölçülerini bizzat kendi tarzımızla, kendi kadın planımızla yaratalım. Bunu da en değerli yaşam çabası olarak görelim. Bu savaşımın kendisini bir yaşam olarak değerlendirelim. Umudumuzu, öfkemizi burada bileyelim, kabul edilecek bir yaşam varsa onu da bu savaşımın zaferinde görelim.
Parti Önderliği
5 Ağustos 1997
