Kadın, sanıldığı gibi, düşkünlüğün, kötülüğün kaynağı değildir.
Kadının yaşamın en zenginleştirici kaynağı olması işten bile değildir. Fakat bu, bir süs bitkisi, ucuz bir aşk öğesi gibi değil, ancak daha kapsamlı bir yorumlamayla gün yüzüne çıkarılabilir. Bunun da adı devrimdir. Düşüncede, davranışlarda, devrim içinde devrim! Bu aynı zamanda erkeğin dönüştürülmesidir de. Şıkça şunu belirtiyoruz; sorun kadını ilgilendirdiği kadar, erkeği de ilgilendirir. Hatta sorun daha fazlasıyla erkek sorunudur. Şunu sürekli kendime soruyorum; kadınları biraz düzeltebiliriz, ama erkekleri nasıl düzelteceğiz? Kadınlara şunu soruyorum; bu erkekleri başınıza neden bela ettiniz? Çünkü erkek egemenlikli, yani baskıcı, horlayıcı, düşürücü ilişki tarzına ardına kadar açıksınız. Bir eleştiri yok, bir düzeltme yok, bir uyarı yok, eşitlik yok, saygı, sevgi yok. Tutkulara, güdülere veya zorluklara, zayıflıklara esir olmuş, ilişki kurmuş. Bu, kadının erkeği hem kendi başına, hem de partinin başına bela etmesi anlamına gelir. “Ben şöyle kadın isterim, böyle köle isterim, güdülerimin tatminini isterim” diyen biri beladır.
Diğer yandan, kadını inkar eden erkek veya erkeği inkar eden kadın, yani iki taraflı birbirini reddeden yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Bu da “ben sevgiden, saygıdan, güzellikten, yaşamdan, incelikten, sosyalleşmekten, ilişkilerden, eşit ve özgür yaşamaktan, kadınla yaşamaktan anlamam, erkekle yaşamaktan hiç anlamam” demektir. Tüm bunlar inkardır. Sonuç; yaşamı reddetmedir. Bu da çözüm değildir. Birbirlerine bu kadar inkarcı yaklaşanlar, asla devrim yapamazlar.
Daha değişik bir tarz uygulayalım denildiğinde; o da moda tarz veya çokça denenen tarz oluyor ve fırsat bulduğunda ucuz aşk, ucuz duygular, ucuz benimsemeler başlıyor. Cephe gerisinde ne var, kişilerin arkasındaki dünya görüşünün, oluşum tarzının ne kadar baskıcı, sömürücü, düşürücü olduğu hiç dikkate alınmıyor. Bir çırpıda “bakıştık, anlaştık” veya “her türlü olumsuzluklara rağmen biz birbirimizi taşırız” deniliyor, ki bu da olmaz. Kendini bu kadar bireyselliğe, hafifliğe kaptıran bir ilişki tarzı, başından itibaren sakat ve tehlikelidir, hayırlı bir sonuca da asla yol açmaz. Çünkü içinde bilinç, değerlendirme, çözümleme, saygı yok; ucuz bir duygu veya çok doğal bir güdüsel yaklaşım var. Bu da herhangi bir ilişkidir, asla devrim ilişkisi değildir. Devrimci bir ilişki tarzı, genelde kişilerle, özelde kadınla veya erkekle böyle kurulmaz. Sonuçta bu ilişki tarzı da kendi başına işleri mahvetmeye yeterlidir.
Dikkat edilirse, ne geleneksel tarz, ne inkarcı tarz, ne yüzeysel tarz asla çözüm olmuyor. Özellikle kadın lehine asla bir sonuca yol açmıyor. Burada da ortaya çıkıyor ki, özgür yaklaşım kolay elde edilecek bir yaklaşım değildir. Çünkü ortamı geleneksel tarzın egemenliğine bıraksak, iki günde partiyi, dolayısıyla ilişkiyi bitirir. Kürdistan toplumunun, hatta Türkiye’nin gerçekleri göz önüne getirilirse, sorunların ne kadar ağır olduğu görülür.
İnkarcı tarzın, ki partide epeyce yaşanılıyor, yakında çok ağır sorunlar biçiminde patlak vereceğini veya kendini hissettireceğini düşünmemek mümkün değil. Çünkü böyle davrananlar, bir ilişkiyle birbirlerini bulup kaçabiliyorlar, en kof bir skandal ilişkisine yol açabiliyorlar. Adeta güdelere esir olacak derecede başlarına en olumsuz ilişkiyi bela ediyorlar. Bu ilişki tarzının veya inkarcılığın sonucu budur.
Yüzeysellikle kurulan ilişki tarzı, pamuk ipliğine bağlı ilişki tarzıdır. Hiçbir içeriği, çabası, mücadelesi olmadan, sadece bakışarak birbirlerini kabul etmişlerdir. Bu ilişki hemen bozulabilir. Kaldı ki, kurulması gereken ilişki, karı-koca ilişkisi veya duygusal ilişki değildir; itibarlı, olgun bir yoldaşlık ilişkisinden, öncelikle bir insan ilişkisinden bahsediyorum. Biz ilişki deyince, aklınıza hemen “ne kadar birbirimizin olduk, mal-mülk olduk” geliyor. Bunda ise kölelik gizlidir. Öncelikle “biz ne kadar yoldaş olduk” denilmelidir. En yakıcı ve özgür yaklaşım biraz budur. Yoldaş olmak; öncellikle insanca, arkadaşça bir yaklaşım sahibi olmak demektir. İlişkilere yoldaşlık ölçülerini hakim kılmak çok önemlidir ve kilit bir role sahiptir. Buna en büyük değeri vermekle en doğrusunu yaptık. Öncelikle nasıl yoldaş olunur, denilmelidir. Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, seviyesi, rütbesi, adı, ünü, yaşı, mezhebi, dini, ulusu ne olursa olsun; temel yoldaşlık ölçülerinde anlaşma var mı, yok mu? Militanlık ölçülerinde, önderlik ölçülerinde gelişme, anlaşma, birlik var mı, yok mu? Önemli olan budur.
Denilebilir ki, ilişkilerde biraz başarılı oluşumun en temel nedenlerinden birisi de budur. Benim kendime egemen kıldığım ilişki tarzı şudur; her şeye yoldaşça bakacaksın. Bütün kesimlerle, insanlarla ilişkilerine yoldaşlık ölçüleriyle yaklaşacaksın. PKK’de bunu çok az kişi uyguluyor. Kendini biraz tecrübeli görür ağa kesilir, yeni görür köle kesilir, kariyeri vardır bürokrat kesilir. Otoritesi giderek gelişir, önderlik tanımaz ve kendini bir numaralı önder durumuna getirmeye çalışır. Kendisine yetki, sorumluluk verilir, onu tanınmaz hale getirir. Kısaca, yoldaşlık ölçülerini tutturamaz. Yoldaşlık ölçülerine hükmedemeyen, kadın erkek ilişkilerinde de asla özgür bir yaklaşımı temsil edemez.
Kadın erkek ilişkilerinde düzey yaratılmak; olgunluk, ciddiyet, eşitlik, özgürlük, sevgi, saygı, güç, kolay oynanamaz düzey sağlattırılmak isteniyorsa, öncelikle ucuz duygulara, güdülere kapılmadan, temel yoldaşlık ölçülerinde birbirimizle birliğe var mıyız, yok muyuz? Bu konuda ne kadar ısrarlı oluyorsam da, genelde bütün yoldaşlar “Biraz feodal kalalım, aşiret, aile etkilerini yaşayalım, Kemalizm’in etkisini yaşayalım; dinimiz, mezhebimiz, cinsiyetimiz, cibilliyetimiz bizi böyle alıştırmıştır, geleneğimiz, ahlakımız böyle yetiştirmiştir” diyorlar. Bunlar birden aşılmaz, ama tüm bunlardan şikayet edip daha ilerisini istiyorsan, eskiyi aşmayı bileceksin. Çünkü şikayet eden, zorda kalan, daha ileri bir ilişki biçimini arzulayan sizsiniz. O halde kendinizi bunların gereklerine neden yatırmıyorsunuz? Yani kendinizi militan ölçülere neden ulaştırmıyorsunuz? Önce devrim, yoldaşlık, örgüt, savaş, ordu, yurtseverlik ve parti ilişkisi gelir. Daha sonra, sen ne kadar güzelsin, ne kadar sevgilisin, ne kadar duygulusun, ne kadar vazgeçilmezsin, değerlisin, soylusun vb. sözcüklerinin bir anlamı olabilir.
Bütün bunları vurgulamamıza rağmen, genel değerlendirmeler ucuz yaklaşımcı, düşürücü, tıkayıcı, basitleştirici, ağavari ve köleleştiriciydi. Demek ki, doğru ilişki geliştirmek mücadele ister. Yani kolay ilişki tarzı yoktur. Dolayısıyla, yoldaşlık en yoğun savaşımı ifade ediyor. Bu yaşıma geldiğim halde, bu ilişkilerde kolaylığa, yüzeyselliğe kaçmıyorum. Yani geleneksel, inkarcı, yüzeysel ilişki tarzı, itibar etmediğim ilişki tarzıdır. Devrimci tarzı, yoldaşlık tarzını deniyorum. Bu çok zor bir tarz, ama örgütlüyor, partileştiriyor, savaştırıyor, bu anlamda güzelleştiriyor ve sevdiriyor. Demek ki bu tarz önemlidir, bu anlamda da Önderlik çözümleyicidir. Bu, güç ister, en önemlisi de güç için çaba ister ve ben bunu yılların tecrübesiyle birleştirerek sağlıyorum. Sonuç; dün iki kelimeyi konuşamayan köylü kızı, bugün korkusuzca, tek başına dağlara çıkıyor. Binlercesinin, niceliksel ve niteliksel anlamda erkekleri bile aşacak düzeyde devrime katılmaları söz konusudur. Demek ki basit yaklaşmamışım, geleneksel tarzdan eser yok, inkarcılıktan eser yok. Bu nedenle ilgi yüksek, çok ciddi bir geliş var, ölümü göze alıyorlar. Yüzlercesi teslim olmamanın sembol ifadesi olarak bombalarla kendini parçalıyor. Bu büyük bir yaklaşımdır. Bu neden böyle? Bunu çözümlemeliyiz. Mücadeleye bu akış, her şeyini ortaya koyuş niçindir? Değer biçmek gerekir. Bir insan hayatını ortaya koymuşsa, çıkışı köle kadına tepkiyse, üzerinde çok duracaksınız. Eğitimsizliğine, programsızlığına ve örgütsüzlüğüne çare olacaksınız.
Bir köylü kızı veya köylü erkeği saygıyı fazla bilmez; geleneklerin diliyle bir-iki sözcük söyleyebilir. Birbirlerine çok yabancıdırlar. İki kelimeyi bir araya getirip konuşamazlar. Sağlıklı bir birlikteliği asla düşünemezler. Kaba cinsel bir yaklaşımla, olsa olsa “birleştik” derler. Devrimde yüceliği, siyasal, sosyal, kültürel yaşamı arayan bir kişi kendini bu kabalığa nasıl terk edebilir? Devrim bir anlamda bu kabalığı, bu köylü yaklaşımını aşma değil midir?
Toplumun diğer yarısı da sözde küçük burjuva ilişki kurmuştur, ama her tarafları dökülüyor. Ölçüsüzdürler, plansızdırlar. İlişkilerinin içeriğinde ciddi bir şey olmadığı gibi, amacı da yoktur. Bu, yüzeysel duygulanmalar sonucu oluşmuştur. Bunun sağlayacağı birlik, tatmin ne olabilir ki? Dolayısıyla, bu tarz ilişki de çözülüyor. PKK çözümü derindir. Köylü kızı da, üniversitelisi de, evlisi de, bekarı da “çözüm PKK’dedir” diyor. Böylece bir kadın özgürlük hareketi ortaya çıkıyor. Bir anlamda erkeği de eşitliğe ve özgürlüğe çağıran, dönüştüren, geliştiren tarz yaşanıyor. Bunu bir adım daha ilerletebilir miyiz? Geleneksel yaklaşımları yerle bir ediyoruz, inkarcılığı, yine kadını dışlamayı bir tarafa bırakıyoruz. Yüzeysellikleri de fazla itibarlı kılmıyoruz. Buna rağmen mücadeleye akışlar çok fazla; kurtuluş, özgürlük özlemleri hayli yoğun. Bu bir adımdır, başlangıçtır. Eğer biz bununla yetinirsek, kendi kendimize en büyük kötülüğü yapmış oluruz. Bu kadar özgürlük taleplerine bir çıkış bulamazsak, bir cevap teşkil edemezsek, partinin düzeyini ikinci bir adımla geliştiremezsek çok yazık etmiş oluruz.
İkinci adımdaki çözüm ne olmalı? Şimdiye kadar zemini özgürleştirmeye açık tutmakla iyi ettik. Herkes özgür geliyor. Kimse kimsenin malı, karısı, kölesi ve ucuz aşkı değil. PKK ortamında kadın öncelikle özgürlüğü yaşasın, “ben kişiyim, düşünüyorum, tartışıyorum, karar verebiliyorum” noktasına gelsin. Bu en önemli ve temel bir adımdır. Bu adımı attırmadan, hiç kimseye kendini gizleyerek, maskeleyerek ilişkileri saptırma imkanını vermemeliyiz. Bir adam eşiniz bile olsa, onu yoldaşlık çizgisine çekmeden, özellikle köleleştirici, düşürücü tarzı çok açık olan ilişkilerine kendinizi alet ettirmeyin. İstediği kadar “Sen benim malım, mülküm değil misin, sen geleneklere, hatta kanunlara göre eşim değil misin?” desin. “Ne kanunu, malın mı var, gelenek mi kaldı, bunlar bizim için kölelik değil mi? Yoldaş ol, benim şartım bu” diyeceksiniz. “Benim duygularım var, sana bağlıyım” diyecektir. Burada içine girilmesi gereken tavır; tam bir militan tavrı olmalıdır. “Önce militan ol, saygıdeğer bir yoldaş ol” denilmeli. Bu yüceltici bir yaklaşımdır. “Değerlendirmeler doğru, ama pratikte gerçekleştirilmesi nasıl olabilir?” diye sorabilirsiniz.
Erkek genellikle katı ve kadın da oldukça köleleştirilmiş olduğu için, kadın hep boyun eğiyor, kolaylıkla uzlaşıyor. Bizim de parti içinde aldığımız tedbirler bu nedenledir. Öncelikle kişi özgür olacak, yoldaş olacak. Dağlarda, hemen hemen her yerde kadın erkek yan yanadır. Yoldaşlar “Ateşle barut bir yerde durur mu” diyorlar. Bu kaba bir yaklaşımdır. Ortada ne ateş, ne de barut var; insan, insanın özgürlüğü ve şerefi vardır. Bu, ateşten de, baruttan da daha önemlidir. Kaybedilen haklar, kişilikler, güdülerle, ateşle, barutla izah edilerek aşılamaz. Çünkü onur, şeref isteyen sizsiniz.
Kendimizi ilişkilerde neden düşüreceğiz? Neden kendimizi yakacağız? Bu, ilkel bir ilişki tarzıdır. Karşısında çok değerli bir yoldaş adayı var, ama o çok ilkel duygularıyla bakar, çok kaba bir ilgi gösterir. Basit bir köylü kızıysa, bir köylü kocası aklına getirir, eğer bir erkekse “şunu nasıl ezeyim, bitireyim, malım mülküm yapayım” der. Bunlar kaba ve çirkin yaklaşımlardır. İnsanlık bu kadar ucuz olmamalı ve kendimizi de buna böyle ucuz terk etmemeliyiz.
Burada ikide bir aşk şarkıları söyleyelim, her an sevgi türkülerini haykıralım da demiyorum. Bu tür ucuz yaklaşımlardan da uzağız, ama saygılı olmayı bileceğiz, sevmenin kanunlarının ne olduğunu anlayacağız. Ucuz ilişkinin olamayacağını belirttik, birbirine hakaret etme, inkar etme de olmaz. Çünkü devrime katılmaya cesaret etmiş, hayatını ortaya koymuştur. Devrime katılan insan, güzel insandır, birinci adımı atmış, savaşı göze almış, bir yerde kendini adamış, bu da güzel bir adımdır, diyeceksiniz. Bilinçlidir, örgütten anlıyor ve bu insanla konuşulabilir, bu insan giderek sevilebilir, diyeceksiniz. Böylece bir sevgi bağı da gelişebilir ve bu güzeldir. Bunun anlaşılamayacak bir yönü yok, benimsenmeyecek bir yanı da olamaz.
Madem koşullar yerli yerindedir, gerçekler hakim, o halde bu insanlar konuşur da, sever de. Bunlar hata yapmaz, kolay kolay yanlışlığa girmez. Çünkü temel gerçeklere uyum kabiliyetleri veya bağlılıkları kesindir. Öncelikle yoldaştırlar, savaşçıdırlar. Görevleri her şeyin üstünde tutuyorlar. Onların özel ilişkilerinin, sevgi, saygı ilişkilerinin hemen hepsi bütün yoldaşlarda, bütünün ayrılamaz bir parçası gibi vardır. Yoldaşını sevmeme, hor görme bana göre bir suçtur. Ölçülerim var, bu ölçüleri anlayan, herkesi sever, erkek olsun, kadın olsun ona değer verir. Basite almak, onu ciddiye almamak bir suç durumunu ifade eder. Sevgiyi, saygıyı genelleştireceksiniz. Ondan sonra özel ilişkiye de anlam verilebilir. Zaten özel ilişki, genel ilişkinin bir parçasıdır, genel sevginin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu düzeye gelmiş bir ilişki tarzı, özgür ilişki tarzıdır. Bu ilişki tarzından sadece karşılıklı güçlenmeler doğar, özgürlük doğar, yücelik gelişir, sevgi katmerleşir. Sevgiyi çalışmaya, savaşa dönüştürürsün; devrim sürecindeysen devrimi yaparsın, ekonomik kuruluş dönemindeysen ona yöneltirsin. Yani sevgi her çalışmanın kaynağı olur. Kadın erkek ilişkisi bir ülkenin kuruluş kaynağı olur, bir savaşı başarma kaynağı olur, kültürde ve sosyal gelişmede ilerlemenin kaynağı olur. Bu düzeyi yakalamak zordur, ama siz de onun savaşımını veriyorsunuz. Sabrınız, çabanız yetersizse gidereceksiniz.
İlişkiyi biraz bu temelde ele aldım. Görüyorsunuz ki, sevgiyi geliştiriyorum. Halkın, kadınların hepsi beni sever, kendimi sevgi kaynağına dönüştürdüm. İlişki tarzı benimki gibi olan bir grup yoldaş daha olsa, gelişmelerin hızı nasıl olur? Arkadaşların çabalarını küçümsemiyorum, ama bana göre geri ve yetersizdir. Nereye gidersem tutkuyu, coşkuyu, sevgiyi yaratıyorum. Gittiğim yerlerde “Her zaman savaşa varız, her türlü fedakarlığa hazırız” diyorlar. Bunu, kişilik tarzım sağlıyor ve doğru bir tarzdır. Olduğum her yerde gönüller açılır, düşünceler netleşir ve gelişir. Güven sonuna kadar vardır ve insanlar kendini eşit, özgür hisseder, konuşurlar. Olumsuz olan her şeye karşı çıkabilir, güzel olan her şeyi talep edebilirler. Bu, güzel bir yaşama şekli, ilişki şeklidir. Eğer ben böyle değilsem, bana yüklenin, “kendini daha iyi savaştır, daha iyi örgütleştir, daha iyi sevdir” deyin, ben yaparım. Kaldı ki, tarzım da budur.
Aynı hususlar militan için de geçerlidir. Üslubunu, örgütlülük düzeyini, savaşçı düzeyini geliştir, kendini sevdir, bunu doğru yap, emeğinle yap ve oynama! Kişiliğinde geleneklerden, inkarcılıktan, yüzeysellikten eser bırakma! Böyle yaklaşırsanız sevgili bir yoldaş olursunuz ve herkes sizi sever, sayar, size hürmet eder. Bu insanlarla da her türlü devrim başarıya gider, toplum kurulur. Bu, kişinin kendini yoğunlaştırmasıyla, çözmesiyle, ilerletmesiyle mümkündür. Kişinin partileşmesiyle, savaş gerçeğine, örgüt gerçeğine kendini her gün artan oranda katmasıyla mümkündür. Ben de böyle yapmadım mı? Bu, örgütlemeyle, propagandayla, dolayısıyla düşünce ve teoriyle oluyor. Güç kaynağı olmasaydım, bunları geliştirmeseydim tek bir kişi bana inanır mıydı? Kendi karnımı bile doyurabilir miydim? Şimdi ise bir ordu besliyoruz. Bu, teoriyle, örgütlemeyle, onun eğitimiyle, çekici, birleştirici, yüceltici üslubuyla, tarzıyla oldu. İnsanlara yücelmenin, kurtuluşun mümkün olduğunu göstermemle oldu. Kadınlara daha onurlu, daha eşit ve özgür bir yaşam hakları olduğunu ve bunların devrimle mümkün olacağını kendi pratiğimde defalarca gösterdim. Sonuç olarak çok yüksek bir kadın katılımı, çok yüksek bir kadın ilgisi gelişti. Giderek zafere yürüyen bir devrim gerçeği ortaya çıktı. Doğrusu biraz böyledir.
Parti Önderliği
20 Ekim 1993
