YPS-JİN – YPS https://yps-online.org/tr Son Ne Olursa Olsun Muhteşem Olacak Wed, 14 Aug 2024 11:17:52 +0000 en-US hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.3 15 Ağustos ulusal diriliş bayramımız kutlu olsun! https://yps-online.org/tr/2024/08/14/15-agustos-ulusal-dirilis-bayramimiz-kutlu-olsun/ Wed, 14 Aug 2024 10:53:37 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=23195

 

Şehit Ekin Amanos YPS JIN Milislerimiz 13 Ağustos saat 17.00’de İstanbul Esenyurt Akçaburgaz Mahallesi 1584. Sokak’taki zincir marketin deposunu özel yöntemlerle ateşe verdi.

Komutan Egîd şahsında tüm kahraman şehitlerin karşısında saygıyla eğiliyor, soykırıma uğrayan halkımıza kurtuluşu bahşeden 15 Ağustos ulusal diriliş bayramımızı kutluyoruz. 15 Ağustos bizi yok oluşa sürükleyen tarihi tersyüz ettiğimiz varlık savaşımızın adı, öz savunmamızın doğuşudur. Dilimizi, kültürümüzü, onurumuzu, varlığımızı bugünlere getiren ilk merminin kutsallığı ile bize 15 Ağustos onurunu yaşatan Önderliğimizin fiziki özgürlüğü sağlanıncaya dek faşist sömürgeci rejime karşı savaşımızı sürdüreceğiz.

 

Şehit Ekin Amanos YPS JIN Milisleri

14 Ağustos 2024

 

 

 

 

 

]]>
ŞEHİT ESMER’İN GÖZÜNDEN ŞIRNAK DİRENİŞİ https://yps-online.org/tr/2024/07/14/sehit-esmerin-gozunden-sirnak-direnisi-2/ Sun, 14 Jul 2024 05:51:51 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=23177

]]>
8 MART-YPS JIN https://yps-online.org/tr/2024/03/04/8-mart-yps-jin/ Mon, 04 Mar 2024 07:22:21 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=23064

]]>
Hazırlığın öncülerinden Heval Asya https://yps-online.org/tr/2024/02/04/hazirligin-onculerinden-heval-asya/ Sun, 04 Feb 2024 10:02:44 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22934  

Bahçelievler Şırnak’ın en büyük mahallesidir. Halkı en çok çevre köylerden Gabar-Cudi-Besta’dan gelen bir kesimi oluşturuyor. Genel olarak halkı yurtseverdir. Bahçeli mahallesi YPS-YPS JIN’nın merkezi şeklinde kullanılıyordu. Bunun için en çok hazırlık yapılan mahallelerdendi.

Mahallenin savunması için barikatlar gerekliydi. Barikatlar bir nevi bizim hayat sigortamız olacaktı. Her barikat, içinde kalan arkadaşı korumalı, bütün barikatlar özgür Kürdistan’ın koruma kalkanı görevini görmeliydi. Teker teker özenle kepçenin, boş araziden çıkardığı, kumu torbalara koyuyor, torbaları dikiyor ve özenli bir şekilde, üst üste diziyorduk. Sanki evimizi yapıyor gibi özen gösteriyorduk, çünkü bu barikatlar evlerimizden bağımsız sayılmazdı. Barikatların arkasındaki her ev bizim evimiz sayılırdı.

Kandan önce mevziilerimize ya da barikatlarımıza alın terimiz damlıyordu. Emekle yapılıyordu, barikatlar ve yeniden kurulacak bir ülkeye olan özlemin yanında olmazsa olmaz getirdiği iradeyle, sadece biz değildik barikatı yapan. Barikatın arkasında kalacak ülkenin halkı da çalışıyordu. İhtiyarlar, analar, çocuklar, alın terinin sihirli harcı ile kum dolu torbaları birbirine tutturuyorlardı. Hazırlık çok önemliydi. Her şeye rağmen asıl barikatlar zihinlerde ve yüreklerde kurulmalıydı. Sömürgeciliğe karşı bir kez yürekte ve zihinde kurulursa barikat herkes bilirdi ki; kızı, erkeği Kürt yiğitleri teke tek dövüşte yenilmezlerdi. İşte ikinci barikat fiziksel barikat, bu kahpe düşmanın asla teke tek dövüşe yanaşmayacağı içindi.

Heval Asya, çuvalları özenle üst üste diziyordu. Dikkatimi çekti. Üstünde olduğumuz kıtaya da genel olarak Asya deniliyordu. Asya’nın kadınları böyle çalışmaya alışkındılar. Asya kadını, kimi zaman ekmek parası için, kimi zaman ise H.Asya gibi ülkesini kurtarmak için bazı erkeklerin yapamadığı işleri hiç zorlanmadan yapabilirlerdi. İnsan böyle zamanlarda iyi ki Önder Apo var diyordu. Çünkü Kürdistan kadının mücadeleci gücünü açığa çıkaran Önder Apo’ydu.

H.Asya tam bir çekim merkeziydi. Üslubu etkiyiciydi. Aslında üslubunu kullanmasına bile gerek yoktu. Çünkü H.Asya uzaktan izlendiğinde dahi kadınlar, analar ondan cesaret alıyordu. Onu bir parçaları olarak görüyorlardı ve hemen çalışmaya katılıyorlardı. Çalışmayan erkekler ise onu görünce utanç duyuyorlardı ve işe koyuluyorlardı. H.Asya uzaktan dahi bakıldığında sanki insanları etkilemek için özel olarak yaratılmıştı. Kıvırcık saçları ve aydınlık yüzüyle dikkat çekmek için yapması gereken özel hiç bir şey yoktu. O an, o özenle torbaları dizerek barikatlar yaparken bir gün şehit düşeceği aklıma bile gelmezdi. Çünkü ölüm gibi karanlık bir kavramın onun gibi aydınlık ve neşeli birine tesir edebileceği ,insan ne yapsa da aklına getiremezdi. H.Asya KDM karakol eyleminde şehit düştü. Düşman onu bilmem kaç bin liralık kobra tipi bir araçla şehit düşürebilmişti. İşte efsaneler doğruları söylüyordu. Efsanelerde ejderhalarla savaşan kadın savaşçılardan ne farkı vardı, H.Asya’nın. Kobra tipi araçta insanlığa yutmaya çalışan cansız bir ejderdi.

H.Asya’nın şehadetinden sonra en güçlü barikatın, insan olduğunu anladım. İnsan hareketli, çekici bir barikat gibiydi. H.Asya çelikten iradesi, sınır tanımaz enerjisi , güleç yüzü ve sömürgeciliğin inkar ettiği Kürt kadınına özgü cesareti ile başta Bahçelievler Mahallesi olmak üzere tüm Şırnak’ı etkiledi. Şehit Asya’yı Şırnaklılar Şehit Berivan’dan tanıyorlardı. Bir kez daha yoldaş yoldaşın aynasıydı. Ş.Asya ölmemişti. Çünkü H.Asya’dan etkilenen birçok kişi onun benimsediği ve temsiliyetini yaptığı Önder Apo’nun fikirlerinden aldıkları irade ile barikatların arkasında direndiler. Belki de o barikatların hepsinde H.Asya’nın (Rojbin) alın teri vardı.

Barikatlara alın teri dökenler, barikatlarını kolay kolay bırakmazlardı. Yeminliydi onlar. Barikat direniş için gerekliydi. Hazırlıksız savaş olmazdı. H.Asya hazırlığın öncülerindendi. Asyalı, Ortadoğulu, Kürdistanlı kadınlar zorun, baskının, zulmün, açlığın her türlüsünü görmüş en zor koşullarda ekmek parası için çalışmışlardı. Asya arkadaş ise bir kez daha kadının ve Ortadoğu kadının sadece çocukları için, ailesi için her türlü fedakarlığı yapmayla yetinmeyip aynı zamanda barikatlar kurup ülkesi için, halkı için savaşabileceğini kanıtlıyordu. Ş. Asya, Asya’ydı. Gerçek yüzü buydu Asya’nın. Şehit Asya, yaşamı, duruşu güler yüzü ile hepimizi isyana, savaşa, özgürlüğe direnişe ve zafere çağırıyordu. Yani Şehit Asya bizleri, harcını alın teri ile yaptığı barikatlara çağırıyordu.

 

Arin TEKOŞIN

 

(Kod adı: Asya(Rojbîn) RÊBER, Adı: Hidayet Toptamur, Şehadet tarihi: 5 Şubat 2016-Şırnak)

 

 

]]>
Hezex’in en iyi sabotajcısı Nuda https://yps-online.org/tr/2023/07/17/hezexin-en-iyi-sabotajcisi-nuda/ Mon, 17 Jul 2023 06:26:44 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22693 İnsan doğası gereği birçok duyguya sahiptir. Bu duygulardır toplumu var eden ve her bir bireyi diğer bireyden ayıran. Kendini halkına adayan direnişçilerde ise bu duygulara ayrı bir anlam yüklenmektedir. Her bir duygu bilinçle yoğrularak mücadeleye dönüşür. Direnişçilerde olmazsa olmaz dediğimiz en belirgin özelliklerden bir tanesi sorumluluktur. Kendini halkına karşı, yoldaşlarına karşı, mücadelesine karşı sorumlu hisseder ve sorumluluk bilinci ile düşmanın tankına, topuna, tüfeğine vb. karşı korkusuzca savaşır.

Sorumluluk duygusu dağda nasılsa  şehirde öyledir yada mücadelenin gerektirdiği her hangi bir mekanda da aynıdır, değişmez. Öz yönetim direnişlerinde Hezex’de mücadele yürüten Nuda arkadaş da büyük bir sorumluluk bilinci ile düşmana karşı savaşanlardandı. Heval Nuda Amedli bir arkadaştı. İçten ve samimi yaklaşımları, esprili üslubu ile ortama huzur verir, dur durak bilmeden çalışan yapısı ile herkesi harekete geçirirdi. Heval Nuda’nın bulunduğu ortamda kimsenin işsiz kalması mümkün değildi. Hep bir şey bulur, hepimizi görevlendirirdi.  Yoldaşlarına karşı hassas, her yoldaşına güç olabilme ölçüsü ile yaklaşım sergileyen Nuda arkadaşa hayır demek hiçbirimiz için mümkün değildi. Onla paylaşımda bulunmak huzur deryasında yüzmek gibiydi. Sıcaklığı insanın yüreğini ısıtır, dürüstlüğü insanı rahatlatırdı.

Hezex’in en iyi sabotajcısıydı. Bundan dolayı düzenlemesi hep tartışma konusu oluyordu. Çünkü herkes Nuda arkadaşı kendi mahallesine istiyordu. Sadece Hezex’deki arkadaşlar değil Kerboran’daki arkadaşlarda Nuda arkadaşı istiyordu. Heval Nuda düşmana darbe vurmadan duramazdı. ‘Başarılı bir eylem başarılı bir keşifle olur’ derdi. Mayınını da keşfine göre hazırlar, düşmanda patlatmak için pusuya yatar, büyük bir sabırla eylemini sonuçlandırırdı.

Turgut Özal mahallesinde düşmana karşı etkili sabotaj eylemleri gerçekleştirdi ve ihtiyaçlardan kaynaklı yeni mahalleye düzenlemesi oldu. Heval Nuda sempatik yaklaşımları ile Yeni Mahalledeki arkadaşların sevgisini de kısa bir zamanda kazandı. Yeni Mahalleye gider gitmez iki cümlesinden bir tanesi ‘eylem yapalım, düşmana darbe vuralım’ demesiydi. Canlılığı akışkanlığı yeni katılmış genç arkadaşları da etkiliyordu.Mayın yapımı konusunda arkadaşlara perspektifler veriyor, duyarlılık konusunda uyarıyordu. Arkadaşlara zarar gelmesin diye elinden gelen her şeyi yapıyordu.

Yeni Mahallede ilk eylemini gerçekleştirecekti. Düşmana devreli, özel bir mayın hazırlamıştı. Hem kendine hem de yaptığı mayına çok güveniyordu. Gece saat 12’de devriye gezen zırhlı araçta mayını patlattı. O kadar etkili bir mayın hazırlamıştı ki aracın parçaları etrafa yayıldı ve eylemde 5 polis öldü. Eylemin sonucunda Nuda arkadaş düşmanın içine korkuyu düşürmüştü. Ölen polislerden ziyade korkuları Nuda arkadaşı daha çok mutlu ediyordu. Düşman hemen takviye istedi ve sabaha kadar ağır silahlarla mahalleyi vurdu, amacı halkı korkutmaktı fakat Nuda arkadaşın yaptığı eylemde korkan düşmandı çünkü halk eylemden güç almış PKK halktır, halk burada sloganları ile sokakları inletiyordu.

PKK’li halkın evlatlarındandın Heval Nuda ve PKK ruhu ile son nefesine kadar mücadele ettin. Hiçbir güç senin ve yoldaşlarının Hezex’ de ortaya koyduğu mücadeleyi yok edemez, Hezex’in her evinde, her sokağında Nudaların gülüşü, samimiyeti, saygısı, sevgisi, mücadelesi dilden dile dolaşmakta, yarattığınız ruhla bugün Hezex halkı düşmana karşı boyun eğmemektedir.

Sarya Herekol

]]>
Sêvê Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar şahsında kadınlar direnişin damarlarında akan kan olmuştur https://yps-online.org/tr/2023/01/04/seve-demir-pakize-nayir-ve-fatma-uyar-s%cc%a7ahsinda-kadinlar-direnis%cc%a7in-damarlarinda-akan-kan-olmus%cc%a7tur/ Wed, 04 Jan 2023 06:26:58 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22416 Türk kültürel, ekonomik, siyasi, sosyal ve coğrafik işgaline karşı elli yıldır süren özgürlük mücadelesinin yarattğı bilinç ile örgütlenen Kürtler olarak kendimizi yönetmeden özgür olamayacağımız gerçeği ile yürüttüğümüz şehir direnişleri üzerinden yedi yıl geçti. Bu savaşta Tanrıça kültürü ile büyümüş Kürd’ün en güzel kadınları zılgıtlarla savaşın ön cephesindeydi. Özgürlük kendini yönetmek ile başlıyordu. Ve yaşamın simgesi olan kadın ‘yaşam olacaksa özgür olacak’ şiarıyla direniyordu. Bu süre içerisinde düşmanın topyekûn saldırıları, Kürt halkında öz yönetimin olmazsa olmaz olduğunun bilincini daha derinden aşıladı.

İşgal altındaki topraklarımızın verimi düşmana gidiyordu. Yer altı ve yer üstü zenginliğimiz bizi katleden orduya silah ve cephane sağlıyordu. Düşman, gençlerimizi tekstil fabrika köşelerinde karın tokluğuna çalıştırırarak önce aç bırakıp sonra kendine muhtaç kılarak ajanlaştırıyor, esrar eroine bulaştırıp hayatını mahvediyordu. Ülkemizin serveti bizi öldüren cellatların servetine servet katıyordu. Düşman ülkemizin işgalinden elde ettiği gelirle bizi asimile etmeye, öldürmeye, cezaevine koymaya, siyasetçilerimizi tutuklamaya, Önderliğimizi tecrit etmeye devam ediyordu. Şehir direnişleri kültürel ve fiziki soykırıma maruz kalmış bir halkın, inkâr ve imha politikaları dayatılan bir toplumun, sömürülen ve yok sayılan kadınların, beyinleri uyuşturularak kimliksiz ve düşünceden yoksun kılınmaya çalışılan gençlerin ‘artık özgürlük istiyoruz’ haykırışları ile yürüttükleri savaştı. Düşmanın bu kurtuluş savaşına yaklaşımı, yıllar önce Önderliğimizin ‘Kürdistan sömürgedir’ tarihi tespitine yaklaşımı üzerinden olacağı açıktı. Bu hakikatin bedel vererek vücut bulacağı bilinmekteydi. İliklerine kadar parçalanmış Kürt birey gerçekliği, bu savaşı kendisi olabileceği oranda verecekti, çünkü kendisi olmayan insanın sağlıklı düşünebilmesi, üretmesi, duygu ve ruhsal derinliği yakalaması mümkün değildi. Bu anlamda bu direniş aynı zamanda öze dönüş hareketiydi. Sömürgeciliğin kurumlarından, partilerine, din anlayışlarından, sosyal düzenine kadar geniş ret ölçüleri ile sistemi zihniyet ve duyguda red ederek özerkliği inşa edebilecek iradeli, bilinçli bireyi ve toplumu yaratmanın sistemsel evresini başlatan ikinci adımdı. Elli yılı aşkın bir süredir geliştirilen bu mücadelenin yarattığı bilinç ile örgütlenen bireyler toplumsallaşarak örgüt ve halk hareketi haline geldi. Verdiğimiz bedeller, çektiğimiz acılar, katetiğimiz yollar bize özgürlüğün vazgeçilmezliğini, kendimiz olabilmemizin önemini ve ülkemizi özgürleştirmenin değerini ve gerekliliğini yaşam biçimi haline getirdi. Vahşi düşmanın yüz yıldır yürüttüğü işgali sonlandırıp ülkemizi özgürleştirmeden yaşamın haram olduğunu bize gösterdi.

Bu faşizme karşı boyun eğmek dipsiz bir kuyu gibidir. Bir kez korkuya yenildin mi insanı yere çakılana kadar hızla en dibe çeker. Direnmeyenler olabilir. Anlam, estetik ve hakikatten koparak inkara kalkışanlar olabilir. Bireysel onurunu ve toplumsal şerefini parayla satanlar çıkabilir. Maddi çıkarı veya bu gün düşmanı güçlü gördüğü için yalancı bir karakter edinerek ulusal gerçekliğini de inkar edenler çıkabilir. Fakat düşmana boyun eğmenin sonu yoktur. Geride kimsesizler mezarlığı gibi bir yaşam bırakır, adına yaşam denilecekse tabi.

Osmanlı ve devamında da TC, Kürt halkı karşısında yeminli faşizm uygulayıcısıdır. Bu faşizmin tek korkusu bilinçli ve örgütlü bir halktır. Önder Apo öncülüğünde yürütülen bu mücadele olmasaydı şu anda Kürt ulusundan söz etmek neredeyse imkansız olacaktı. Asimile olmuş bir çok halk gibi sembolik olarak bile bırakılmadan tarihten silinecektik. Düşmanın gittikçe vahşileşen saldırılarının nedeni, Kürd’ün bu direniş gerçekliğinin artık başarıya ulaşması gerçeğidir. Kürtler Önder Apo ile birlikte özgür yaşamı seçti.

Özgür yaşam gerçekliği en fazla da kadında güçlü bir tanıma kavuştu. Kadın bilinçlendikçe kendisine dayatılan bin yılların köleliğini her fırsatta reddetti.

 

Özelde de Kürt kadını, özgür yaşam arayışının sembolü haline geldi. Bütün dünya kadınları bu sembolü kendisine örnek aldı. Savaşan kadın halkına, kültürüne, toprağına bağlılığın gerekliliklerinin yol göstericisi oldu. Özgürlük mücadelesi ile hem düşüncede hem de yaşamda öze dönüşü yaşadıkça, güçlendi tekrardan. Red ve kabul ölçüleri yeniden belirginleşti ve bunun için ciddi savaştı. Kadının bu mücadeledeki öncülük rolü ete kemiğe büründükçe, etkisi keskin bir şekilde fark edildikçe düşmanda büyük korkuya yol açtı. Kadın, yaşamın özüydü öz bilinçlenip örgütlendikçe toplum ona göre var olacaktı. Düşman bu yüzden bilinçlenen, örgütlenen ve eyleme geçen kadın çizgisinde tanrıçalaşan kadınları hedefine koydu. Böylesi kadınların bilinç ve eyleminden özgür bir toplum ve bir ülke doğacağını bilmekteydi.

4 Ocak 2016 yılında öz yönetim direnişleri sürecinde Silopi de Seve Demir, Fatma Uyar ve Pakize Nayır boşaltılan bir mahalleden çıkmaya çalışırken düşman tarafından önce havadan vurularak ağır yaralandılar, sonra ambulans beklenirken TC’nin faşist güruhları tarafından silahla taranarak katledildiler. Üç devrimci kadının vücudundan tam 19 mermi çıkarıldı. Bu vahşi yönelim, düşmanın kadın direnişi noktasındaki tahammülsüzlüğünün ve korkusunun açık göstergesiydi. Seve Demirin dile getirdiği gibi her üç kadın yoldaşımızın temel yaklaşımı ‘Önderliğimiz özgürleşirse toprağımız da özgürleşir’ üzerineydi. Direnişin merkezi olan Botanlı üç kadın olarak Sêvê Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar şahsında ‘jin jiyan azadi’ ile ‘özgür Önderlik ile özgür Kürdistan’ ilkeleri birleşince bir kez daha kadının muazzam ve hiçbir şekilde engellenemez gücü açığa çıkmış ve kadınlar direnişin damarlarında akan kan olmuştur.

Bugün gelinen boyutta da düşman tarafından her yerde özellikle kadınlar hedef alınmaktadır. 9 Ocak’ta Sara, Rojbin ve Ronahi arkadaşlar, 17 Haziran’da Deniz Poyraz, 9 Ocak’ta Garibe Gezer en sonda da yine 9 Ocak yıldönümü sürecinde 23 Aralık’ta Abdulrahman Kızıl ve Mir Perver ile birlikte Evin Goyi arkadaş katledildi. Kürt kadın direnişçiliği Türk devlet faşizmini ağır darbeledi, kırdı. Dağda kadınlar fedaice savaşın çizgisi oldu, Rojavada devrimin dili oldu, Rojhılatta devrimin cesareti oldu, Kürdistan’ ın her yerinde özgürlük mücadelesinin öncüsü oldu. Türk faşizmi bilinçli ve kendisini eylemsel kılan Kürt kadın gerçekliğine yenildiğini dünden itiraf etmiştir. Bu vahşi saldırıların tek nedeni bu gerçeklik olmaktadır.

Bu hakikat ışığında bir kez daha kesin zafer çizgisinin öncülüğünü temsil eden Sêvê Demir, Pakize Nayır ve Fatma Uyar şahsında tüm şehitlerimizi anıyor, mücadelelerini jin jiyan azadî paradigmasal yaklaşımı üzerinden Özgür Önderlikle Özgür Kürdistan kesin sonucu ile başarıya ulaştıracağımızın sözünü veriyoruz.

 

YPS- YPS JIN Komutanlığı

 

]]>
Direniş tarihinin öznesi daima kadınlar olmuştur https://yps-online.org/tr/2022/06/23/direnis-tarihinin-oznesi-daima-kadinlar-olmustur/ Thu, 23 Jun 2022 06:58:59 +0000 https://yps-online.com/tr/?p=22019 Ey kadın!

Gerçeği başka yerde arama

Gerçek sensin

Sen gerçeksin!

Kadın nedir? Yaşam, toplum ve hakikat sorularının cevabıdır aslında. Çünkü kendini, kadınlığını bilmek, tarihi bilmektir. Tarihini bilmek ise toplumun ahlaki değer yargılarını bilmektir. Toplumun ve öz benliğin savunması ancak ahlaki değerler ile gerçekleşebilir. Fakat yaşadığımız bu kapitalist- erkek egemenlikli sistemde baskıların ve şiddetin altında kadın, ezilen öz benliğinin içerisinde derin bir suskunluğa çekilmiştir. Kadın, insan olarak görülmekten ziyade, sadece cinsel bir obje aracı, metalaştırıp kendi çıkarları için kullanılan bir nesne haline getirilmiştir. Kadına yaşam alanı bırakılmamıştır. Yaşam, kadına adeta zindan edilmiştir. Evlerde, iş yerlerinde, sokakta, okulda sadece şiddet, taciz, tecavüzlere maruz bırakılan savunmasızlaştırılan bir obje. Mesela evde kadın gün boyu çalışır, her fedakarlığı yapar. Fakat günün sonunda kaçınılmaz son yine erkeğin şiddetidir. Biçilen roller çerçevesinde dışarıdan eve gelen erkek gün içerisinde devlet karşısındaki yenilgi ve bastırılmışlığını kadın karşısında şiddete, tecavüze dönüştürür. Devlet karşısındaki güçsüzlüğünü kadın karşısında güce dönüştürmeye çalışan yenilmiş erkek, kadına karşı saldırılarında sınır tanımaz.

Erkek, devletin malı haline gelmişken kadına ‘sen benim tarlamsın, istediğimi yaparım. Bana boyun eğmek zorundasın’ anlayışı ile saldırır. Özcesi devlet tarafından bitirilmiş olan erkek, evde kadını düşünce ve fiziken bitirir, özünden uzaklaşmaya mahkum eder. Dışarıda da hayat kadın için böyledir. Okumuşsa da okumamışsa da eğer evinin dışına çıkabilmişse, çalışma imkanı oluşmuşsa da her şey aynıdır yine. Hor görülür, küçük düşürülür, değersizleştirilir, bir kukla haline getirilir. Rol içerisinde öznelliği barındıran bir terimdir. Fakat sistemde kadının rolü dediğimizde, hiçleşmişlik geliyor sadece aklımıza. Yalancı ve zalim erkeğin zihniyeti kadını öyle bir hale getirmiştir ki, kadının rolü hiçbir şekilde kalmamış, hatta hiçleştirilmiştir.

Tarihten günümüze kadının doğa ve toprak ile olan bütünselliği, toplumsallığı, üretkenliği, zekası, yaratıcılık gücü sürekli bastırılmaya çalışılmıştır. Bu ölü toprağını üzerimizden atmadığımız müddetçe bir erkek devlet projesi olan bu saldırıları bertaraf edemeyiz. Önce bunun bilinci, cesareti ve kararlılığı gerekmektedir. Kadın öz benliğine dönmek için öncelikle ‘ben kimim’, ‘özüm ne’, ‘şu an ne haldeyim’ diye kendisine sorması gerekiyor. Kendini bulma ve özüne dönme mücadelesi vereceksek bunun için bilinçlenme, örgütlenme ve iradeleşme şarttır. Özcesi öz savunma yani özünü bilme ve özüne dönebilmek için mevcut engeller karşısında öz savunmamızı geliştirme biz kadınlar için hayati önemdedir. Aksi taktirde erkeğin egoist zayiatları arasına girmekten kendimizi kurtarmak mümkün değildir.

Öz savunma sadece öldürücü aletler değildir. Öz bilinç, örgütlülük, yurtseverlik, ahlaki değer yargılarımızdır aynı zamanda. Evdeki ya da herhangi bir yerdeki bir erkeğin, devletin temsiliyeti olduğunu bilmek ve köhnemiş devlet zihniyeti karşısında mücadele etmektir. ‘Bana boyun ey, eve gidince annenin, kız kardeşlerinin, karının, çocuklarının karşısında ne istersen yap’ zihniyeti yani devlet zihniyeti kendi saltanatı için erkeğe aile içerisinde küçük bir saltanat alanı açmıştır. O zaman hem o erkeği reddedeceğiz hem de özü olan devleti. Ve yine o zaman hem o erkeğe karşı öz savunmamızı gerçekleştireceğiz, hem de devlete karşı.

Kadın öz savunmasını gerçekleştirmedikçe, bilinçlenmedikçe; köleleşmeye, hiçleşmeye, erkek egemen zihniyetin tüm kirliliğine maruz kalmaya devam edecektir. Bir kadın kendisine şu soruyu sormalıdır ‘Ben ne için yaşıyorum ya da yaşamalıyım?’ ‘Bir erkeğe itaat etmek, kendimi, bedenimi sunmak ve pazarlamak için mi?’ Çünkü kadın kendisini güçsüz, değersiz, aciz, ezik, çaresiz görmeye alıştırılmış ve müthiş bir şekilde özgüven sorunu yaşamaktadır.

Erkek zihniyetinin saldırganlığı kadının kendisini çaresiz görmesini beynine, duygularına, hatta tüm hücrelerine kadar nakşetmiştir. Aynı zamanda erkek egemen zihniyetin kadına salt bir cinsel araç olarak bakıp kullanması kadında da maalesef kendini öyle görüp, cinselliğiyle kendisini kabul ettirmeyi esas almayı beraberinde getirmiştir. Bunun korkunç yanı, kadının kendisini sunmayı kabullenmesidir. Bir kadın bunu nasıl kabullenebilir! Kadın özünden uzaklaşmayı hatta özünden nefret etmeyi asla ve asla kendisine layık görmemeli, hatta bu yaklaşıma öfke duymalıdır.

Acaba bir erkeğe sığınarak, kurtuluşu yine bir erkekte görerek kendimizi kandırmış olmuyor muyuz? Zaten erkek değil mi biz kadınları insan olarak görmeyen, irademizi kıran, bizi sadece kendi güdülerini tatmin etme aracı olarak gören, tecavüz eden, işkence eden hatta parçalara ayırarak katleden? Yani her türlü kötülüğün kaynağı olan erkek zihniyetinin kaynağı değil midir?

Örneğin bir erkek, bir genç kadına ‘seviyorum’ ‘senin için ölüyorum’ der, bir bukalemun gibi elde edene kadar her şeyi yapar. Renkten renge, kılıktan kılığa girer. Genç kadınlar ise bu tuzağa düşmeye hazırdırlar, çünkü bin yıllar boyunca kadın hep ötekileştirilmiş, değersiz kalınmıştır. Bu yüzden erkek egemenlikli zihniyetin bu yalancılığına kanar ve hayatını mahveder. Bir de hele bir reddetsin yine o erkek değil midir saldırganlığında ölçü tanımayan, ‘benim olmazsan kara toprağınsın’ zihniyetiyle kadının yaşamını direkt hedef alan? Yani toplum, ‘sevdiğim için öldürdüm’ diyen etkenlerle doludur. Sonuç olarak kadın katliamlarının, intihar ve ölümlerinin sonu gelmemektedir bu yüzden!!!

Yine mesela toplumda bir kadın tecavüze uğradığında tüm suç kadındadır.

Peki kadın mı diyor ‘bana tecavüz edin, intihar edeyim ya da parçalanarak yakılayım?’ Fakat tecavüz eden erkek olmasına rağmen kimse suçlamaz. Hatta ‘erkektir yapar, haktır’ denir, normal görülür ve meşrulaştırılır. Kadın ise öldürülmemişse tek yolu, kurtuluşu bir tek intihar, ölüm olarak düşünür. Fakat bu büyük bir yanılgıdır. Biz kadınlar, erkek egemenliğinin isteklerinden ibaret değiliz, kendi gücümüzün farkına varmalı iradeleşerek bulunduğumuz her yeri bir direniş deryasına dönüştürmeliyiz. Bir kadın nerde katledilmiş olursa olsun kendi katliamımız olarak görmeli, hissetmeliyiz. Ölüm, kadına ait değildir. Kadın yaşamın adıdır. O yüzden de hakikati, özgürlük ve sevgiyi arar. Bunun için özgürlüğe susamış genç kadınlar ve kadınlar olarak şiddet, taciz-tecavüz, uyuşturucu- fuhuşa karşı başkaldırarak Öz savunmamızı gerçekleştirmeliyiz.

Örgütlü ve eylemsel olduğumuz oranda kendi kimliğimizi yeniden kazanabilir ve var olabiliriz. Tüm alanları kadın rengiyle örgütlü hale getirmeli ve savaşmalıyız. Sistem önce ‘kadınları vurun’ derken Önderliğimiz “önce kadınlar özgürleşmeli” dedi. Önderliğimiz kadını kendi küllerinden yaratmanın yaşam felsefesini oluşturmuştur. Direniş tarihinin öznesi daima kadınlar olmuştur.  Kendini gerçekleştirmiş bir kadın kurtuluş mücadelesi asla egemen güçlerce teslim alınamaz. Bunun en somut örneği PKK’deki kadın gerillalar olmuştur. Bu çizgiden, yani Özgür kadın çizgisinden beslenerek mahallelerde, köylerde, şehirlerde, yaşamın her alanında erkek egemenlikli zihniyete ve bunun kurucusu, yürütücüsü olan devlete, tc faşizmine en sert ve en örgütlü cevabı verebilmenin adıdır ÖZSAVUNMA.

Özgür kadın tutkumuz, Özgür yaşama duyduğumuz özlemdir. Bizler kendisine güvenen, iradeli, özgürleşerek güzelleşen kadınla, bütün dünyayı özgürlükle fethedeceğimizin derin inancını yaşamaktayız. Çünkü biz kadınların tek yoldaşı Özgürlüğüdür!!!

Özgürlüğü sağlamanın tek yöntemi ise mücadeledir!!!

Sarina Zilan

]]>
Varlık ve özgürlük mücadelesi öz savunma ile mümkündür https://yps-online.org/tr/2020/11/25/varlik-ve-ozgurluk-mucadelesi-oz-savunma-ile-mumkundur/ https://yps-online.org/tr/2020/11/25/varlik-ve-ozgurluk-mucadelesi-oz-savunma-ile-mumkundur/#respond Wed, 25 Nov 2020 07:20:50 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=15357 Kadınlar üzerinde yürütülen şiddet sarmalı egemen zihniyetin bir ürünüdür. Erkek egemen devlet aklı kadınlara kölelik dışında bir yaşam alanı tanımamaktadır. Ya evdeki süs eşyası olma ya da taciz tecavüz katliam ile yüz yüze kalma ikilemine sıkıştırılan kadın büyük bir çıkmaza sokulmaktadır. Kadın yaşamın bir çok alanın da evde, iş yerinde, sokakta  bu saldırılarla karşı karşıyadır. Sistematik bir şekilde kadına uygulanan tecavüz kültürü mevcuttur. Toplum nezdinde normalleştirilen kadın şiddeti ve katliamları çok tehlikeli bir aşamayı yaşamaktadır. 

        Özellikle AKP-MHP faşist zihniyetinin iktidarda olduğu süreçten günümüze kadına yönelik şiddet  daha fazla artış göstermiştir. AKP-MHP faşizan hükümeti kadın iradesini hedef alan bir hükümettir. Kadın katliamları ve şiddeti bu hükümet sürecinde kat be kat artmıştır.  Çünkü AKP-MHP çete devleti tam anlamıyla  kadın düşmanıdır. Kadının özgürlüğü faşizmin yıkılmasını getirecektir. Kadının gücünden korkan  AKP-MHP faşizmi her yer de kadını hedef göstermektedir. Bundan dolayı  çok yönlü bir varoluş mücadelesi kadınlar tarafından yürütülmelidir.  Egemen erkek zihniyeti ile mücadele gün geçtikçe daha fazla önem kazanmaktadır. Kadına  şiddet bir insanlık suçudur. Bu insanlık suçuna karşı durmak sadece kadının değil herkesin görevidir.

      Erkek şiddetine karşı kadınlar olarak öz savunma temelinde bir yaşam artık  vazgeçilmez olmuştur. Varlık ve özgürlük mücadelesi en fazla öz savunma ile mümkün olmaktadır.  Kendini korumak için mücadeleyi büyüterek yaşamın her alanında örgütlenmek gerekmektedir. Kadının kimsenin korumasına ihtiyacı yoktur. Varlığımızı, kimliğimizi bedenimizi kendimiz koruyacağız.  Elimizin altında öz savunma araç –gereçleri mevcuttur.  Yeter ki karşı koymayı başarabilelim . Korkmadan, çekinmeden alanlarda, sokaklarda var olduğumuzu gösterelim. Erkek şiddetine karşı sesimizi yükseltelim.

     Kadının öz savunma gücü YPS-JIN her yerde erkek-devlet zihniyetinden kadın katliamlarının ve faşizan uygulamaların hesabını soracaktır. Xwebun-Xweparastin şiarı ile kadın köleliğine karşı öz savunmayı yaşamın tüm alanlarına taşırmaya, 25 kasım kadına karşı şiddetle mücadele gününde herkesi  alanlara çıkmaya çağırıyoruz.   

YPS-JİN KOORDİNASYONU

25.11.2020 

]]>
https://yps-online.org/tr/2020/11/25/varlik-ve-ozgurluk-mucadelesi-oz-savunma-ile-mumkundur/feed/ 0
Botan’ın Gülüşüne Devrim Sığdıran Kadınları: Sêvê ve Asya https://yps-online.org/tr/2020/11/05/botanin-gulusune-devrim-sigdiran-kadinlari-seve-ve-asya/ https://yps-online.org/tr/2020/11/05/botanin-gulusune-devrim-sigdiran-kadinlari-seve-ve-asya/#respond Thu, 05 Nov 2020 06:19:37 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=15331 ‘Kuş ölür sen uçuşu hatırla…’ der. İranlı şair Füruğ Ferruhzad

‘Tarih sadece yaşanmış ve bitmiş olaylar bütünü değildir, dün bugün ve yarındır’ denir ya tam da bu sözü doğrulayan yaşamları ve ölümleriyle çağlar boyu yaşamın kılavuzluğunu eden kadınlar vardır. İnsanlığın ilk filizlendiği topraklarda kör kuyunun en dibine atılmış ve üzerine eril kültür yerleştirilmeye çalışılan çağlardan ilerleyerek bir arkeolog titizliğiyle tarihsel çalışmayı gerektiren konudur aslında kadın tarihi ve tarihe mal olmuş kadınları yazmak.

Konumuz tarih yazmak değil kuşkusuz, yapmaya çalıştığımız şey dünden bu güne ya da bu günden yarına kalacak olan kadınların yaşam hikayelerinden, özetle öznenin kendisine odaklanmak. İşimiz portre ya da biyografi yazmaya çalışmak ancak biyografi yazarının bireysel hayal dünyasının katılımı olmaksızın olamayacağı gerçeğinden hareketle ve biyografilerde -kadın yazım tarihinin eksikliği- ile bir kaynağa bağlı kalma mecburiyetinin olası tüm zaaflarının farkındalığı ile cümleleri özenle seçmek gerekiyor.

Hele ki yakın tarihi yazarken bunun üzerine birde yazılı tarihi az sözlü tarihi fazla olan Kürdistan’daki kadınları yazıyorsak. Çok değil bundan bir yıl önceydi, bu kadınlar bize sesleniyordu Botan’dan. “Yaşamak direnmektir, teslim olmadık olmayacağız” sözleri yankılanıyordu kulaklarımızda, o direngen seslerindeki iradi duruş yüreklere işliyordu. Bizim duyup duyarsızlaştığımız, çürümeye yattığımız, duymamak için yorganları kafamıza çektiğimiz ve anlamamak için beynimizi ve yüreğimizi istem dışı dondurduğumuz çağda onlar kıran kırana bir direnişin özneleri olmuşlardı. “Ne olursa olsun sonu muhteşem olacak” olan bir tarihin yazımının parçası olmayı seçmişti onlar ve şimdiden muhteşem sonun mimarları arasına girdiler bile…

Sêvê Demir ve Asya Yüksel. İkisi de Botanlıydı. Biri erken yaşta sürgün edildiği diyarlarda ‘xwebûn’ olmak için yollara düşmüş bir serüvenciydi. Tanıyan hayatına dokunduğu herkesin aklında ‘Ha o gülüşüne yaşamı sığdıran kadın’ diye kaldı. İkincisi toplumsal geriliklerin tüm dayatmalarına maruz kalmış ama bu geriliklere teslim olmak yerine içerde mücadeleyi seçmişti. Erken yaşta evlendirilmesine ve çocuk yaşta anne olmasına karşın, bunları ‘bir kader gibi’ kabul etmek yerine “ben kaderimi baştan yazarım” diyerek, ‘dul’ olmanın ‘ayıplı’ olduğu toplumda bağımsız kalmayı ve ‘anne olmanın’ kutsandığı yerde “ben çocuklarıma annelik yaparım ancak, aynı zamanda kendim ve onların geleceği içinde mücadelemi sürdürürüm” demişti ve bunun mücadelesine soyunmuştu. Bu nedenledir ki kime sorsanız, “Şu direnen kadın” diye tanımlar size Asya’yı bir çırpıda.

Asya ve Sêvê sadece iki ismiydi direnmenin yeni varoluşunun. Onlar, isimleri Cizre, Silopi, Nusaybin, Şırnak, Yüksekova, Derik, Silvan… diye uzayıp giden şehirlerde öz yönetimi için öz savunmasını yürüten yani ‘xwebûn’ olmak için direnenler ve hala direnmeye devam edenlerin öncüleriydi. Tarihin durağanlaşmış çok uzak yıllarından değil daha dün yaşadılar, başardılar ve bize öğrettiler. Unutmaya meyilli insan belleğine ‘direniş’, ‘devrim’ gibi sözcüklerin birer nostalji değil kendi zamanını yaşamak olduğunu anlattılar ve anlatıyorlar hala…

Sêvê Demir: Gülüşüne Dünyayı Sığdırdı

Sêve’yi yazmak için fotoğrafına bakıp gözlerinin içindeki ışığı anlamak gerekiyor ve nedense Ona en çok yakışan Gülten Akın’ın ‘Gülerken Yüzün’ isimli şiiri ile seslenerek başlamak gerek.

“Gülerken yüzün

Dem çeken bir güvercinin sesini

İçin için büyüyen çimenleri

Baharda lunaparkı, bayram yerini

Ve alışkanlıklar dışında her şeyi

Gülerken yüzün

Aşıyor geçmişin acılarını

Kendini yarına değiştiriyor

Gülerken yüzün

Sanki çarmıhını kırmışsın

Senin ve ardından geleceklerin…”

Sêvê, Mardin’in Savur ilçesinde 1974 yılında dünyaya geldi, henüz 4 yaşındayken sürgün yollarına düştü ve ailesiyle birlikte Manisa’ya yerleşti. Hayatını şekillendiren ve direngenliğini pekiştiren bu sürgünün bıraktığı izlerdi ki birçok dost sohbetinde “Ayrımcılığı bu kadar derin hissetmesem Kürtlüğümde bu kadar inatçı olmazdım” diyordu. Sürgün ve yoksulluğun birlikte harmanlandığı yaşamında küçük yaşlardan itibaren mevsimlik işçi olarak tarlalarda çalışırken bir yandan ise yaşam enerjisini akıtacağı bir mecra olarak siyasi çalışmalar girmeye başladı. Kendisi gibi sürgün yaşamış aileleri buluyor, onlarla konuşuyor ve onlara Kürdistan’daki mücadeleyi anlatıyordu. 1990’larda Kürdistan’da ikinci sürgün başlamıştı ve devlet eliyle boşaltılan yakılan köylerden batı illerine göçler başlamıştı. Tam da bu dönemde Kürdistan’ın sıcak savaş gerçeğini yüreğinde hisseden ve mücadele kararlılığı kesinleşen Sêvê, ev ev dolaşarak yeni gelen ailelerle konuşuyor ve zaman zaman ağıtları çoğu zaman ise umudu birlikte paylaşıyordu.

Kimliğine sahip çıkmanın suç görüldüğü çağda isyancılığı ve devrimciliği ile sivrilmekten kaçınmayan Sêvê kaçınılmaz olarak tutuklandı ve iki yıl cezaevinde kaldı. Cezaevi ona sadece Kürtlüğü değil kadınlığı için de mücadele etmesi gerektiğinin bilincini kattı.

Bu nedenle 2004 yılında zindandan çıktığında artık kadınlarla çalışmaya ağırlık verme kararı almıştı, DEHAP Kadın Kolları’nda çalışmaya başladı. Sêvê demek bitmeyen enerji demekti ve yerinde duramayan bu ufak tefek genç kadın kısa sürede bütün görevleri üstüne aldı ve kaçınılmaz olarak Manisa Kadın Kolu Başkanlığını yürütmeye başladı.

Çalışma arkadaşı Mekiye Görenç tam da bu günlerde Sêvê’nin gülümsemesini ve bitmeyen enerjisini şöyle anlatıyor: “Sırtımda çantam Manisa’ya vardım ve DEHAP il binasına gittim. Kıvır kıvır saçları ile bana bakıp gülümsüyordu. Gülümsemesi bendeki yalnızlığı biran olsun gidermişti. Sêvê kadın kolu başkanıydı ama kadın yapısı yoktu, sadece Sêvê vardı, tek başına direniyordu. Ben kendi içimde ‘nasıl olacak, tek bir kişi ile bu kentte ne yapacağız’ diye düşünüp duruyordum. Ama Sêvê umutluydu ‘başaracağız’ diyordu tıpkı katledilmeden önce ‘Umudumuz yüksek bu direniş başarıya ulaşacak’ demesi gibiydi. Gittiğimiz evlerde bazen istenmiyorduk ikimizde bir birimize o anlarda sadece bakıyorduk. Sêvê yine bakışlarıyla ‘başaracağız’ diyordu. Ben yine o bakışlardan güç alıp kendime geliyordum. Sêvê ‘Buraya göç eden kadınlar yıllar önce nasıl gelmişlerse öyle kalmışlar, kimse ilgilenmemiş bizim ilgilenmemiz gerekiyor kadınları evlerinden çıkarmamız gerekiyor’ diyordu. Sêvê hep Kürtçe konuşurdu gördüğü her Kürde diline sahip çıkması gerektiğini anlatıyordu. O nereye gitse peşine takılıyordum çünkü ondaki direniş bana güç veriyordu. Her akşam ‘nerede kalacağız’ hesabı yapıyorduk ama pes etmiyorduk. Biz kadınlara ulaştıkça, anlattıkça bir hareketlilik oluşmaya başladı. Genç kadınlar gelmeye başladı bizim mutluluğumuz dünyalara bedeldi. Sêvê’nin gözlerinde başarının mutluluğu vardı, yemyeşil gözleri ışıl ışıl parlıyordu. ‘Heval insan inanırsa başarır’ diyordu…”

Evet “insan inanırsa başarır” sözleri sonraki yıllarda da onun hayat döngüsünün bir parçası olarak gittiği her yerde peşine takıldı. Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), DTK Kadın Komisyonu ve her yerde gülümseyen gözleriyle inandığı gibi yaşayan ve hayatını öylece yaşayan bir kadın. 2009 yılında Sêvê’nin yolu kaçınılmaz olarak yine zindana düştü. Toplam 5 yıl kaldığı cezaevinde bir başka kendini gerçekleştirme direnişinden geri durmadı ve 12 Eylül 2012’de başlayan ve 68 günlük süren açlık grevine kendini adeta dayatarak girdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla açlık grevlerisonlandırıldığında geçen süreye rağmen Sêvê’nin enerjisi biraz da olsun azalmamıştı.

 Zindandan çıktığında yine kadınlarla çalışmayı seçti ve her fırsatta “Cins mücadelesi bütün mücadele biçimlerinin özüdür” diyordu. Rojava Devrimi ve Kobanê direnişi ile birlikte tüm dünyada duyulan Kürt kadın mücadelesinden esinle, uluslararası feminist ağ olan Dünya Kadın Yürüyüşü’nün (DKY) 2015 eylem yılının Mardin’in Nusaybin ilçesinde başlatılması kararlaştırıldığı günlerde Sêvê Mardin’deydi ve bu organizasyonun bütün sorumluluğunu üstüne aldı. 6 Mart 2015’te başlayan ve büyük ses getiren DKY yürüyüşünde dünyanın birçok ülkesinden kadınları ağırlayan ev sahibi olarak herkese kendini tanıttı. Temas ettiği ve gözlerinin değdiği herkesi derinden etkileyen Sêvê katledildiğinde, Afrika’dan Avrupa’ya ve Latin Amerika’ya kadar dünyanın birçok ülkesinden kadınlar, O ve arkadaşları anısına eylemler yaptı.

Kongreya Jinên Azad’ın (KJA) kurucu delege üyesi olan Sêvê, 23 Ağustos 2015 tarihinde gerçekleştirilen Demokratik Bölge Partisi (DBP) 3. Olağanüstü Kongresi’nde parti meclisi üyesi seçildi ve Mardin ile Şırnak’ta siyasi çalışmalara başladı. Bazı kadınlar kökleri üzerine yükselir ve kendi filizlendiği topraklarda boy vermek ürütmek onları için ayrı anlam ifade eder.

Tam da bu günlerde kesişti Sêvê’nin yolu Pakize Nayır ve Fatma Uyar ile. Üç kadın, üç yaşam, üçünün ve de daha nicelerinin direnme mevsimi hikayesinin boy verdiği mekan oldu Botan. Pakize kuaförlük yapan ve çocuk yaşlardan itibaren emeği ile yaşamayı seçen bir kadındı. Aynı zamanda politikaya ilgiliydi ancak Sêvê ile tanışana kadar aktif çalışmanın içinde yer almaya cesaret edememişti. İçindeki isyanları kendi deyimi ile “Sêvê tetikledi” ve sabahlara kadarsüren sohbetler, birsüre sonra birlikte mahalle mahalle direniş örgütlemeye dönüştü. Kuaför dükkanını kız kardeşine bırakan Pakize özgürlüğün kokusunu aldığı Sêvê’nin peşinde ateşe koşan bir pervane oldu. Annesi o günleri anlatırken aralarındaki kadın yoldaşlığının en güzelini “O benim değil Sêvê’nin Pakize’si olmuştu. Aralarındaki bağ o kadar güçlüydü ki ölüm bile onları ayırmadı” diye dile getiriyordu.

Fatma’da tıpkı Pakize gibi yani her Botanlı kadın gibi direnişi ve yurtseverliği doğuştan erdem edinmiş kadınlardandı. Erken yaşlarda zindana girdi ve çıktığında kadınlar için çalışmaya başladı. Sêvê ile yolları sonbaharda kadınlar için düzenlenen bir etkinlikte kesişti. Onların karşılamasına tanıklık eden bir kadın, “İkisinin de en belirgin özelliği gülümsemeleriydi, gülünce ikisinin de yüzlerindeki gamzelerde güller açardı. Sêvê bir şeyler anlatıyordu, Fatma gülümseyerek onu dinliyordu. Sonra toplantı bitti, birlikte çıktılar ondan sonra zaten bir daha ayrılmadılar…”

Onları birleştiren kokusunu aldıkları bahardı ve içine doğdukları yeni yaşam çağrısıydı belki. Kadın yoldaşlığının, birbirini terk etmemenin ve birlikte direnerek güzelleşmenin; yaşadıkları coğrafyanın ‘kader’ diye sunulanını elinin tersiyle itmenin cesaretini bu yoldaşlıktan aldılar. Kürt destanlarından Zîn ile Sıtî’nin hikayesini dinleyerek büyümüşlerdi, hemcinsi ile kurduğun bağın derinliğini, üzerindeki yürüdükleri toprağın derinliklerinden almışlardı kuşkusuz.

Sêvê bu bağın gücü ile Silopi’de Aralık ayında öz yönetim direnişi başladığında toprağını terk etmeyenlere gülüşü ile direnme gücü verdi. 4 Ocak’ta Fatma ve Pakize ile birlikte katledildi. Vücuduna 20’ye yakın kurşun sıkılmıştı, yüzünün yarısı yoktu ama diğer yarısı hala gülümseyerek bakıyordu. Yaşadığını ve yaşam için yeni bir miladın adı olduğunu/olduklarını biliyordu.

Silopi’ye yanına ziyarete giden annesine söylediği son sözlerde ise direnişe inananlara selam, inanmayanlara ise sitem vardı: “Biz burada toprağımız, vatanımız, dilimiz ve halkımız için mücadele ediyoruz. Ölürsem kanım toprağım üzerine dökülsün, onurlu bir ölüm olsun. Biz kendimizi savunuyoruz, kendini savunmayan sizsiniz, size benimle gelin demiştim, gelmediniz, kendimizi de sizi de kurtaracağız.”

Asya Yüksel: Kızım Benim Yaşadıklarımı Yaşamasın Diye...

Sêvê’nin yaşamını yitirdiği günlerde Cizre’de de özyönetim direnişi sürüyordu ve Asya Yüksel pervasız devlet şiddetine karşı bir başka direnişin içindeydi. Halk Meclisi Eşbaşkanı’ydı ve halkla birlikte direnişi örüyor kimi zaman ekmek yapıyor kimi zaman yaralıları taşıyor, kimi zaman ise telefonla kentteki durumu aktarıyordu. “Yaşamak direnmektir, Botan kazanacak insanlık kazanacak” diyordu Asya Yüksel direngen, mütevazi, cesur emekçi… İnsan öyle çabuk tanıyamazdı, Asya kendini anlatmaz övmezdi sessizce üzerine düşeni yapardı. Anneydi, tek başına büyüttüğü 2 çocuğu vardı. Yeni bir yaşamı düşlerken en çok kendi kızının ve tüm kız çocuklarının yaşamı başka türlü olsun istiyordu.

Uludere’de 1973 yılında dünyaya gelen Asya’nın yaşamı ise topluma, geleneklere başkaldırı ve geleceğe emek ve bedelle örme hikayesi. Yaşamı kendi diyalektiği içinde nasıl yaşadığını “en büyük inancım hayat” diye tarif ediyordu. Asya annesinin sürdüğü yaşamı istemediğine erken yaşlardan itibaren fark etti ve henüz 12 yaşındayken mahallesine gelen gerillalara “ben de sizinle gelmek istiyorum” diyerek bu reddini anlattı.

 ‘Çok küçüksün daha sonra gelirsin’ cevabını aldıktan sonra gerillalarla birlikte çalışmaya onlara kuryelik yapmaya başladı. Feodal aile gelenekleri içinde 15 yaşında zorla evlendirilen Asya’nın dost sohbetlerinde ‘içimde kaldı’ dediği günler bu günlerdi: “Ben evlendikten sonra gelip beni sormuşlar ama maalesef ben o zamana kadar evlenmiştim…”

 Hayatta büyük cümleler kurmak yerine yaşamayı ve onu anlamlandırmaya seçen Asya, kendisini şöyle tarif ediyordu: “Normal hayata duygusal ve insancılım, etrafımdaki bir insanın tırnağına bile zarar gelsin istemem. Yanımdaki bir arkadaşıma bir zarar geldiğinde çok etkileniyorum. İnsanlar da bana değer veriyor çünkü sen insana değer verdiğinde kendine de değer veriyorsun.”

İki çocuğu olan Asya, 20 yaşına geldiğinde eşi iş kazasında yaşamını yitirdi. Toplumsal gelenekler onu ya başka biriyle evlendirecekti ya da sadece annelik rolüne hapsedecekti ancak ikisini de kabul etmeyerek, kendi yolunu seçti. 2005 yılında kadın çalışmalarına katılarak DÖKH içinde mücadele etmeye başladı. Bu dönem Botanda yürütülen çalışmalarda büyük emeği olan Asya, Şırnak Kadın Koordinasyonu üyesi olarak 2011 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Siirt ve Batman’da da kadınlarla birlikte çalışan Asya, tekrar Cizre’ye döndü ve Halk Meclisi Eşbaşkanlığı görevini aldı.

Öz yönetim ile kadınların irade olduğu Cizre’de devletin saldırılarının temel nedenlerinde biri de kadınların yaşamlarına dair kararları aldığı, kadınların yaşamı örüşü ve direnişi örgütleyişi ile öncülük ettiği ‘Kadın kurtuluş ideolojisi’nin yaşamsallaştığı mekân olmasıydı. “Bizim yaşadıklarımızı çocuklarımız yaşamayacak” diyen kadınların elinde örüldü Cizre’nin sokak sokak direnişi. Cizre’deki kadın direnişinin özetiydi Asya Yüksel. “Kadınlar sorunlarını anlattığında onlarda kendimi görüyordum” diyordu ve eşbaşkanı olduğu meclis çocuk yaşta evlendirmeleri, berdel, kuma ve başlık parası gibi kadını aşağılayıcı geri toplumsal gelenekleri yasakladı ilk iş olarak.

Asya Yüksel, son olarak işgalciler tarafından vurulan üniversite öğrencisi Helin Öncü’yü kurtarmak için 4 kadınla birlikte ateş altındaki Cudi Mahallesi’ne gitti, burada ayağından yaralandı. Ardından durmayan Asya, ikinci bodrumda bulunan çoğunluğunu üniversite öğrencilerinin oluşturduğu yaralılara yardım için buraya gitti günler sonra yakılmış cenazesi oradan çıkarıldı. İçten sade ve kararlı anlatımıyla yaşamının son günlerinde savaş ortasında verdiği röportajda şunu vasiyet etmişti: “13 yaşında bir çocuk biriyle evlendiriliyor ve 8 yıl boyunca onunla yaşıyor. Tabi 8 yıllık yaşamı cezaevi gibi geçiyor. O kadın arkadaş bize geldi bizim ona çözüm bulmamızı istedi ve onu yanımıza alarak bu yaşamdan kurtardık. Yine zorla evlendirilmek istenen bir kadın arkadaş vardı sokaktan geçerken ağlıyor YPS’li arkadaşlar onun ağladığını görünce soruyorlar neden ağlıyorsun diyorlar tabi o da zorla evlendirilmek istediğini söylüyor tabi biz bunun üzerine olaya müdahale ettik ve düğün gecesi kadını zorla gerçekleşecek olan bir düğünden kurtardık. Cizre’de tabi bu tarz olaylar çok var biz bunların üzerinde durduk ve birçok olayı böyle çözümledik ta ki bu güne kadar şimdi de tank ve topların altında yaşamımızı sürdürüyoruz. Kadınlar insan gibi görülmeli. Kadın da bir irade olarak görülmeli. Anne ve babalar çocuklarını eşit görmeli. Bütün mücadelem kızım ve tüm kız çocukları için benim gibi hayat yaşamasınlar diye…”

Dünden yarına direnmenin varoluşuna yeni bir halka ekleyen Asya’yı Gülten Akın’ın direngen dizeleriyle hatırlamak bir kez daha:

“…
Şimdi çocukları doyurup giydirdikçe
Parklara, çarşılara götürdüğünde
Kendini, kendi çocukluğunu
Unutacak mısın yüreğim
Dünya uçurtmayla balonken
Kırmızı ve mavi tayfın bütün renkleri
Sana zehir zindan edenleri
Bağışlayacak mısın
Ölenler ve kalanlar seni bağışlamayacaklar
Duyuyor musun yüreğim
Unutma sakın unutma
Bağışlama sakın
Sakın düşmanını sevme, sakın susma
Bekle büyük kavgayı bekle
Anlıyor musun yüreğim…”

Fatma Koçak

]]>
https://yps-online.org/tr/2020/11/05/botanin-gulusune-devrim-sigdiran-kadinlari-seve-ve-asya/feed/ 0
Amed Seni Bekliyor… https://yps-online.org/tr/2020/09/23/amed-seni-bekliyor/ https://yps-online.org/tr/2020/09/23/amed-seni-bekliyor/#respond Wed, 23 Sep 2020 14:01:35 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=15170 Serhildan yoldaşı yazmak her ne kadar zor olsa da onunla tanışmak beraber aynı saflarda olmak da o kadar yücelik katar insana. Onunla yoldaş olmak, onunla gülmek, onunla eyleme gitmek ayrı bir coşku verirdi hepimize. Çünkü Serhıldan yoldaş hiç enerjisi bitmeyen, yorulmayan, hep bir şeyler yapmanın aciliyetini dile getiren bir kişiliğe sahipti. O enerjisini bize de yansıtır ve hepimizi harekete geçirirdi.

Üniversitede mücadele arkadaşlarını tanıdığında yaşama bakış açısı değişti. Faşist devletin Kürtlere karşı katliamlarını Kürdistan topraklarındaki sömürgeciliğini görüyordu ve bütün bunlara öfke duymaya başlamıştı. Önderliği tanımasıyla hayata karşı soruları birikmeye başlamıştı ve bu sorulara cevap bulması gerektiğinin farkındaydı. Bütün bu arayışlarının özgürlük mücadelesinde olduğunu bilerek yoldaşlarının yanında zaman kaybetmeden yer aldı. Mücadelenin içinde hangi görev olursa olsun ondaki mücadele aşkı verilen görevleri en başarılı şekilde sonuçlandırılmasını sağlıyordu. Bilmiyorum, yapamam, olmaz kelimleri onun riteratüründe yoktu. Serhildan yoldaş adeta görev aşkı ile her yere yetişmeye çalışıyordu. Bazen yüzümüze yansıyan yorgunluğu, ona bir bakışla üstümüzden atıyorduk. Serhıldan yoldaş bizim enerji kaynağımız ve moral kaynağımızdı.

Amed kuçelerini karış karış bilen Serhıldan yoldaş oradaki halkın ve çocukların yüreğinde Zeynep Heval olarak yer aldı. Nereye gitsek onu tarif ederlerdi. Yeşil gözleri, hep gülen güzel yüzü direnişçi radikal yönünü anlatıyordu. Onu tanımayan biri bile o tanımlamalarla Zeynep’in nasıl bir devrimci olduğunu anlayabilirdi. Çünkü Zeynep Serhıldan’ın direnişçi yönünü konuşan değil, yaşayan yaşama akıtandı. Kobanî sürecinde Amed sokaklarında büyüyen direnişte sonrasında gelişen Sur direnişinde yerini en aktif şekilde direnişçi yoldaşlarıyla birlikte aldı. Bir çok Şervan’a komutanlık yaptı ve en önemlisi de bir an düşünmeden yoldaşlarına siper olacak yüreklikte hepimize yoldaşlık yaptı. Anlatmak zor kahramanlıklarının fedakarlıklarının hangisini anlatsak bilemiyorum onu anlatmaya kelimeler yetmez.

Önderliğe olan özlemini anlatan değil, hep yaşayan olarak bilirdik Serhıldan yoldaşı. Adeta o büyük aşkını hissederek çalışmalara dört elle sarıldı. Önderlikten bir haber gelseydi, bir selam başkaydı yüzü, hele Önderlikle bir süre görüşülmeseydi öfkelenirdi,,, “bir şeyler yapılmalı bir şey yapılmalı” diye dört dönerdi etrafımızda. Önderlikle Amed’de buluşmak her devrimci gibi onun da en büyük özlemiydi.

Onu anlatabilmek için birde dağlara olan aşkını, özlemini dile getirmek gerekir. Adeta bitmeyen enerjisiyle dağlara sığamıyordu, dağları karış karış keşfetmek ve yaşamak onu başka bir ruh haline büründürürdü. Bir defasında onunla arazide kayboluşumuzu bile şarkılarla karşıladı. Biz arkadaşları yorgunluk içerisinde ararken o sanki hiç yorulmamış gibi şarkı söylemeye ve araziyi keşfetmeye vermişti kendini. Gerilla yaşamı onun nefes alanıydı.

Serhıldan yoldaş kadın mücadelesini yürütmeyi kendine bir görev olarak almıştı. Her yerde mekan zaman fark etmeden Önderliğin kadın mücadelesini anlatırdı. Hiç kimse yanında kadını tanımlarken ya da kadına yaklaşırken köleliğin yansımasını bile yapamazdı. O hemen savaşa başlar erkek egemen zihniyetle nasıl mücadele edilir anlatmaya başlardı saatlerce hiç yorulmadan. Her zaman genç kadınların komutanı oldu, genç kadınlara mücadeleyi anlatmayı bütün çalışmalarının önüne katar ve genç kadın örgütlenmesi için seferber olurdu. Serhıldan yoldaş genç kadınların öncülüğünü Kürdistan gençliğinin öncülüğünü nasıl Sur sokaklarında direnişçi yönüyle ortaya koyduysa zindanda da Önderliğe yaklaşımı ve Kürdistan’da yaşanan katliamları kabul etmeyerek devrimci yönünü bir kez daha bize gösterdi.

Onu anlatmak dedim ya zor… Serhıldan yoldaş bir Kürdistan direnişçisiydi Serhıldan yoldaş Önderliğiyle bütünleşmiş bir kadın savaşçıydı.,, “Her zaman nefes alış verişim bu topraklara özgürlük getirmek için olacak” diyordu. Bir gün bu Amed sokaklarında faşist sömürgeciler olmadan gezmek onun en büyük isteğiydi. Bizler onun yoldaşları olarak ona tekrar söz veriyoruz senin gibi direnişçi olmak ve Amed sokaklarından işgalcileri çıkarmak için her zaman mücadele edeceğiz. Kürdistan topraklarına özgürlük gelecek az kaldı seninle karış karış Amed sokaklarında gezmeye söz veriyoruz.

Sozdar Silopi

]]>
https://yps-online.org/tr/2020/09/23/amed-seni-bekliyor/feed/ 0