YAZILAR – YPS https://yps-online.org/tr Son Ne Olursa Olsun Muhteşem Olacak Sat, 27 Apr 2024 07:53:29 +0000 en-US hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.3 ŞEHİT MURAT BOTAN (BEHLÜL GÜNGEN) ANISINA https://yps-online.org/tr/2024/04/27/sehit-murat-botan-behlul-gungen-anisina/ Sat, 27 Apr 2024 07:53:29 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=23121  

Şehit Murat arkadaş direnişin kenti kadim toprak olan Şırnak’ta yurtsever bir ailenin sondan ikinci en küçük çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı.  Gözlerini açtığı zaman diliminde Kürt Halkı ve Önderliği şahsında büyük bir oyun sergileniyordu. Tüm zalimler bir olmuş Kürt halkını, Önderliğini ve özgürlük hareketini boğmak üzere sahneye çıkmışlardı. Amaç bitirmekti. Yüzyıllardır başaramadıklarını başarmak istiyorlardı. Ama işte unuttukları bir şey vardı. Umudun tohumu bir defa yeşermişti. Artık kimse engel olamazdı.

İşte o tohumlardan biri de Şehit Murat arkadaştı. Şehit Murat arkadaşın eşsiz, bucaksız süren yolculuğu hem geçmişe hem de geleceğe ışık tutuyor. Onun özgürlük hareketine olan tutkusu öyle büyük ve heybetli ki etkilenmemek mümkün değil.

Özgürlük hareketinin etkisinin çığ gibi büyüdüğü bir dönemde katılım kararı alan Şehit Murat arkadaş daha 12 yaşındayken katılım kararı almış, bu uğurda yola çıkmıştı. O hep dinlediği kahramanlık öykülerini ve kahramanları artık daha yakından tanımak istemiş bu temelde yüzünü Katolara vermiş. Gittiği o Katoların heybeti karşısında büyülenen Murat arkadaş, büyük bir kararlılık ve emin adımlarla arkadaşları aramaya koyulmuş. Gel gör ki o gün şansı hiç yaver gitmemiş. Ne gelen olmuş ne de giden.  Kimseyi bulamamanın hayal kırıklığıyla dönmüş eve. Şanssızlığı sadece arkadaşları bulamayışı ile sınırlı kalmamış meğerse gelirken ve dönerken düşman takibine takılmış. Öyle ki aynı gün yakalanmıştı, zalim düşmanın eline. Düşman her hal Murat arkadaşı kolay lokma sanmış olmalı ki biz bunu çabuk çözeriz havasına kapılmış. Evdeki hesapları çarşıya uymamış. Daha 12 yaşında olan Murat arkadaşın düşman karşısında gösterdiği direniş tüm heveslerini kursaklarında bırakmış. Ne güzel söz ne de işkence fayda etmemiş. Tıpkı İbrahim Kaypakkaya gibi ser verip sır vermemiş. Direnişçi ruhu düşmanı pes dedirtecek noktaya getirmiş, düşman mecbur ailesine haber verip onu bırakmak zorunda kalmış.

Geçen 2 yıllık süre zarfında Özgürlük hareketine olan tutkusunu, azmini ve inancını pekiştirmiş, kararlılığını zirveleştirmiş olan Murat arkadaş yüzünü yine özgürlük dağlarına vermiş, en sonunda da adı gibi Muradına ermişti. Artık gönlü ferahtı. Yılların intikamını o zalim dehaklardan alacaktı. Bu bilinçle eğitimini görmüş, pratik çalışmalarda yer almıştı. Daha da olgunlaşan ve yetkinleşen Murat arkadaş arkadaşların verdiği bir görev kapsamında şehir merkezine giderken yakalanmıştı. Düşman sorgusunda ustaca cevaplar vererek düşmanı yanıltmıştı. Düşmanın her sorusuna önceden kafasında hazırladığı cevapları vererek düşmanı sonuçsuz bırakmıştı. Örneğin; nerelerde kaldın diye sorulduğunda ‘bilmiyorum her yer ormandı, neresi olduğunu bu yüzden çıkartamıyordum diye cevap veriyordu. Bir nevi hazır cevaptı. Niye geldin sorusuna verdiği cevapta aynı şekildeydi. Her şey televizyonda göründüğü gibi değildi. O yüzden geri geldim demiş. Amacı düşmanını kandırtmaktı. Ve bunu da başarmıştı. Düşman bu yüzden bırakmak zorunda kalmıştı. Hatta ailesi bile anlattıklarına inanmıştı.

Arkadaşların kendisine verdiği görev temelinde birtakım eylemsellikler içine girmiş, verilen görevi başarıyla yerine getirmenin verdiği sorumlulukla çalışmalarını yürütmüştü.

AKP binası önünde faşistlere ait olan 2 aracı yakarken hem görüntüsü ortaya çıkmış hem de birlikte eyleme kalkıştığı kişinin ihaneti nedeniyle polislerce yakalanmış, işkencelere maruz bırakılmıştı. Bu süre zarfında düşmanın onca işkencesine ve de baskısına rağmen tek bir kelime konuşmamış, Ali Çiçek ruhuyla direnmesini bilmişti. Düşman eline bir şey geçemeyeceğini anlayınca tutuklatıp cezaevine göndertmişti. Kefaletle serbest bırakılma ihtimali vardı fakat bu sefer de ailesi ihanet ettiğini düşünerek kefalet bedelini ödemeye yanaşmıyordu. Murat arkadaşın durumundan haberdar olan arkadaşlar ailesine istenilen kefaleti vermelerini ve Murat arkadaşı almalarını belirtti. Bu bağlamda ailesi kefalet bedelini ödeyip Murat arkadaşı düşmanın pençelerinden aldı.

 

Kırsala tekrardan dönen Murat arkadaş o süreçte Kobane’de Daiş barbarlığına karşı yürütülen savaşa karşı kayıtsız kalmamış Kobane’ye geçmenin arayışına girmişti. Bu temelde arkadaşlar adına kendi yazısıyla bir not yazıp eve geliyor. Ailesi hayırdır niye geldin sorusuna karşın cebindeki notu abisine uzatıyor. Arkadaşlar beni Kobane’ye sizin beni göndermeniz için yolladı. Notta da zaten belirtmişler. Beni Kobane’ye göndermek zorundasın. Abisi notu okuduktan sonra gereğini yapmaya koyuldu. Sonuçta arkadaşlar kendisine gönderilmesi için not yollamışlar. Ertesi gün uygun bir yol üzerinden Murat arkadaşı Kobane’ye gönderen abisi Murat arkadaşın sağlam ulaştığını teyit ettikten sonra bölgede yer alan arkadaşlara uğramış. Arkadaşlar abisine Murat arkadaştan haber alamıyoruz, eve gelmiş mi diye soruyorlar. Abisi ilk önce arkadaşların şaka yaptığını zannetse de olayı anlaması çok uzun sürmemiş. Murat arkadaşın kendisine verdiği notu arkadaşlara uzatıp ma siz bu notu yazıp Murat arkadaşı Kobane’ye gönderin demişsiniz. Ben de belirttiğiniz biçimde arkadaşı gönderdim. Notu alıp okuyan Şehid Demhat Faraşin arkadaş sadece tebessüm etmekle kalmış, Murat arkadaşın savaşma tutkusuna hayran kalmış.

Murat arkadaş Kobanê savaşı süresince elinden geleni yapmış, yaralandıktan sonra gördüğü tedavi sonrası tekrar savaşa dahil olmuş. İnsanlığın barbarlığı ve karanlığa karşı umudun savaşında en önde yerini almış, nice değerli yoldaşının yanı başındaki şahadetleri onu daha da güçlendirmiş, İnsanlığın umudu olan Kobanê’de elde edilen zaferin bir parçası olmanın gururunu yaşamıştı. Murat arkadaş savaş insanıydı. Nerde savaş varsa ordaydı. Apoculuğun da zaten temel özelliğidir bu. Apocular nerde zorluk varsa oraya gitmek ister. Çünkü herkesin yapamadığını yapmak ve başarmak için giderler.

Bakur’da öz savunma direniş süreci başlamıştı. Halkımız düşmanın imha ve inkarına karşın kendi öz savunması temelinde kendini yönetme kararı almıştı. Geriye bunu düşmana kabullendirmekti. Düşmanın anladığı dil belliydi zaten. Savaş kaçınılmazdı. Sur’da, Farqîn’de, Bağlar’da, Cîzre’de, Nisêbîn, Gever, Şirnax ve daha birçok kentte öz savunma direnişleri başlamıştı. Murat arkadaşın bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalması düşünülemezdi. İlk önce yönünü Sur’a veren Murat arkadaş Şirnax direnişinin başlamasıyla her yerini karış karış tanıdığı Şirnax’a yönünü vermişti.

O artık tecrübe edinmiş, savaşmasını bilen yetkin bir arkadaştı. Yeteneklerini de üzerine kattığında vay düşmanın haline. Ki öyle de oldu zaten. 13 günlük savaş sürecinde üstün bir irade ile düşmanın saldırılarına engel oldu. Düşmanın vahşeti gözlerinin önündeydi. Lokman Birlik arkadaşın panzerlerin arkasında sürüklenen bedeni, Bodrum vahşetleri, Cemile’nin buzdolabında saklanan o minnacık bedeni ile Taybet ananın cenazesinin sokak ortasında bırakılışını mı unutacaktı. Elbette hayır. Çünkü biliyordu ki unutmak ihanettir. İşte o bilinçle savaştı son nefesine kadar. Hem de büyük kin ve öfkeyle.

Düşmanın Şirnax’ın Bahçelievler mahallesine saldırısı yoğunlaşmıştı. Murat ve Mordem arkadaş düşmanın Bahçelievler mahallesine girmenin bedelini ağır ödeteceklerdi. Düşmanın mahalleye girişini beklediler. Düşmanı çemberlerine almışlardı. Yaptıkları saldırıyla düşmanı hezimete uğratmış, geriye kalanlar ise korkak köpekler misali ardın sıra geri kaçmıştı.

Geri çekilmelerini değerlendiren her iki arkadaş bir binayı patlayıcılarla döşeyip beklemeye koyuldular. Düşman sürü sürü geliyordu ne de olsa. Üstlerinin ve onlara emir verenlerin umurunda değildi ölmeleri. Yeter ki Kürtler kazanmasın ne gerekiyorsa yapılacaktı. Ki direniş savaşı sürecinde kendi asker ve polisi dışında çetelerde getirtmişlerdi. Düşman ardın sıra dizilip tekrardan geliyorlardı. Murat arkadaş en öndeki öncüyü vuracağına artçıyı vurmayı yeğledi. Karnas silahıyla hedef aldığı artçı yere yığılmıştı. Korkudan ne yapacağını bilmeyen düşman önceden mayınlarla döşenen binaya girmişlerdi koyun sürüsü gibi. Tam da istedikleri gibi olmuştu. Döşedikleri binayı patlatan her iki arkadaş düşmana hiç unutamayacağı bir ders vermişlerdi.

Ölü ve yaralılarını almaya gelen düşmana da BKC ve Karnas silahıyla vurmaya devam eden Murat arkadaş arkadaşların dur talimatıyla durdu bir anlığına. Hemen sonrasın da toplanan düşmana BKC silahıyla saldırmış, onlarcasını yere yığmıştı. Bir nebze de olsa öfkesi dinen Murat arkadaş en sonunda geri çekilmişti.

Bir keresinde bağladıkları bir mayının patlamaması nedeniyle bir arkadaşıyla beraber mayını tekrar bağlamak için gittikleri mahallede düşmanın yoğun olduğu bir sokakta mayını ben bağlayacam deyip gitti. Her ne kadar arkadaşı ısrar etse de o arkadaşının gitmesi yerine kendisi gitmişti. Mayını başarıyla bağlayan Murat arkadaş geri dönüp arkadaşıyla bir binaya girmek üzereyken arkadaşı düşman saldırı sonucu ağır yaralanmıştı. Arkadaşını öyle bırakmak Apocuların kitabında yoktu. Ne olursa olsun arkadaşını alacaktı. Uygun bir yer bulmak için açtığı bir delikten keşif ve gözetleme yaparken namert düşmanın suikastı sonucu şahadete ulaşmıştı. Arkadaşları cenazesini almışlardı. Arkadaşın cenazesini yıkayan arkadaş  ise abisi Beşir arkadaştı. Abi kardeş aynı mevzide savaşıyorlardı. Tabi orada bulunan hiçbir arkadaş Abi-kardeş ilişkisini bilmiyorlardı. O yüzden abisinin Murat arkadaşın cenazesini yıkamasına kimse ses çıkartmamıştı. Sorumlu arkadaş meseleyi duyunca kızmıştı yoldaşlarına. Niye izin verdiniz abisinin arkadaşın cenazesini yıkamasına. Arkadaşlar ilk önce arkadaşın niye kızdığına anlam vermese de sorumlu arkadaşın Murat arkadaş, Beşir arkadaşın kardeşidir demesiyle mahcup olan arkadaşlar Murat arkadaşı bir incir ağacının altına gömüp tek yumruk ve tek bir yürekle intikam sözü verdiler. Murat arkadaşın cenazesini daha sonra alan düşman Murat arkadaşın onlara çektirdiğini cenazeyi ailesine vermeyerek ailesine çektirmek istedi. Ki halen de ailesinin tüm girişimlerine karşın düşman cenazeyi ailesine teslim etmemektedir. İnsanlıktan nasibini almamış olan bu düşman karşısında yeşerip filizlenen ve meyve veren o umut her ne kadar fiziki olarak yanımızda olmasa da ardından bıraktığı anlamlı ve dolu yaşamı ile zafere olan umudumuzu daha çok aşılamakta, yarınlara yol olmaktadır.

Murat Besta

(Mücadele Arkadaşı ve Abisi)

]]>
Gençler doğruya en yakın olan kimselerdir https://yps-online.org/tr/2024/03/20/gencler-dogruya-en-yakin-olan-kimselerdir/ Wed, 20 Mar 2024 07:01:39 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=23089  

Kürdistan, dünya halklarının üzerinde ilk defa uygarlaşmaya adım attığı bir merkezdir. İnsanlık burada ilk defa toprağa yerleşmiş, toprağı tarıma açmış, yabani hayvanları evcilleştirmiş ve toprağa kavuşmuştur. İlk defa setler dizip barajlar yapmış, sulama yoluyla tarımı gerçekleştirmişir. İlk defa burada kentler kurmuş, tanrılar ve dinler ortaya çıkmıştır. İlk sanat örnekleri, din kitapları burada yazılı hale getirilmiştir. Sayısız halk, kendi özellikleriyle bu kültüre katkıda bulunmuş, daha da zenginleştirmiştir.

Tarihe beşiklik etmiş bu topraklar parçalanmış, istila edilmiş, sınırlarla bölünmüş, bu kutsal toprakların tarihi, üzerinde yaşadığı halkı yok sayılmıştır. Zalim sömürgeci devletler Kürdistan’ı bölmüş, parçalamış, yönetmiştir. Ve günümüze kadar üzerinde yaşadığı Kürt halkını da bölerek, parçalayarak yönetmeye çalışmaktadır.

Sömürgeci devletlerin Kürt halkı üzerinde uyguladığı böl, parçala ve yönet politikasının ilk amacı yurtseverlik duygusunu yok etmektir. Kürtlere vatansız olduklarını kabul ettirmektir. Kürdistan’a bağlılığını, sevgisini, terk ettirmek, Kürdistan’a yabancılaştırmaktır. Böylece faşist sistemin boyunduruğunda köleliği kabul ettirmektir.

Önder Apo ‘Yurtseverliğe dayanmayan bir insanlık anlayışı kozmopolitizmdir ve sonsuz umutsuzluktur. ’der. Sömürgeci sistem Kürd’ü dilinden, kültüründen, toprağından uzaklaştırarak ötekileştirme arzusu ile yanıp tutuşurken Önder Apo öncülüğündeki halk ve halkın onurlu çocukları ‘hayali Kürdistan burada meftundur’ politikasını yerle yeksan etmiş, büyük bir yurtseverlik duygusu ile dilini, kültürünün, özünün, toprağının mücadelesini vermiştir.

AKP faşist rejimi mafya örgütü MHP ile Kürt toplumunu imha edebilmek için her yolu reva görmektedir. Açıktan Kürtleri yok edecez diyorlar, fakat özgürlük gerillası dağda Erdoğan rejimine öyle darbeler indirdi ki tarihin intikamını aldı ve almaya da devam edecek. Kürt halkı da Önder Apo ile  bilinçlendi, varlığı için mücadele ediyor. Mücadelemizin daha örgütlü ve güçlü olabilmesi için sömürgeci rejime karşı halk olarak, kadın olarak, genç olarak yurtsever bilinçle mücadele etmeye ekmek su kadar muhtacız. Bu güçle tarihimizi tekrar canlandıracağız. Kendi gücümüzle varlığımızı arşa çıkaracağız, özgürlüğümüzü kazanacağız.

Halkımız büyük bir heyecanla Newroz ateşini yakıyor, varlığının kazanımının halayına duruyor. Her yerde olduğu gibi Batman ve İstanbul’daki gençler Newroz ateşi ile kan emici AKP rejimine saldırıyor. Halkının özgürlüğü için ‘ölçü Zap’tır’ şiarı il emücadele ediyor. Çünkü Önder Apo ‘Gençler doğruya en yakın olan kimselerdir. Fazla kire pasa bulaşmamışlardır. O halde gençlik duygularınızın, tutkularınızın bu temelde ayaklanması gerekir, başka bir doğrultu da değil. Sapasağlam adamlar, çelik gibi adamlar böyle ortaya çıkarlar. ‘ diyor. Bunun için gençler soykırımdan geçen halkının mücadelesini ve Önderliğinin fiziki özgürlüğü için her gününü mücadele gününe adamalı ve her günü Newroz ateşi ile aydınlatmalıdır.

 

Arjîn Pêşeng

 

 

 

 

 

 

 

 

 

]]>
Hazırlığın öncülerinden Heval Asya https://yps-online.org/tr/2024/02/04/hazirligin-onculerinden-heval-asya/ Sun, 04 Feb 2024 10:02:44 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22934  

Bahçelievler Şırnak’ın en büyük mahallesidir. Halkı en çok çevre köylerden Gabar-Cudi-Besta’dan gelen bir kesimi oluşturuyor. Genel olarak halkı yurtseverdir. Bahçeli mahallesi YPS-YPS JIN’nın merkezi şeklinde kullanılıyordu. Bunun için en çok hazırlık yapılan mahallelerdendi.

Mahallenin savunması için barikatlar gerekliydi. Barikatlar bir nevi bizim hayat sigortamız olacaktı. Her barikat, içinde kalan arkadaşı korumalı, bütün barikatlar özgür Kürdistan’ın koruma kalkanı görevini görmeliydi. Teker teker özenle kepçenin, boş araziden çıkardığı, kumu torbalara koyuyor, torbaları dikiyor ve özenli bir şekilde, üst üste diziyorduk. Sanki evimizi yapıyor gibi özen gösteriyorduk, çünkü bu barikatlar evlerimizden bağımsız sayılmazdı. Barikatların arkasındaki her ev bizim evimiz sayılırdı.

Kandan önce mevziilerimize ya da barikatlarımıza alın terimiz damlıyordu. Emekle yapılıyordu, barikatlar ve yeniden kurulacak bir ülkeye olan özlemin yanında olmazsa olmaz getirdiği iradeyle, sadece biz değildik barikatı yapan. Barikatın arkasında kalacak ülkenin halkı da çalışıyordu. İhtiyarlar, analar, çocuklar, alın terinin sihirli harcı ile kum dolu torbaları birbirine tutturuyorlardı. Hazırlık çok önemliydi. Her şeye rağmen asıl barikatlar zihinlerde ve yüreklerde kurulmalıydı. Sömürgeciliğe karşı bir kez yürekte ve zihinde kurulursa barikat herkes bilirdi ki; kızı, erkeği Kürt yiğitleri teke tek dövüşte yenilmezlerdi. İşte ikinci barikat fiziksel barikat, bu kahpe düşmanın asla teke tek dövüşe yanaşmayacağı içindi.

Heval Asya, çuvalları özenle üst üste diziyordu. Dikkatimi çekti. Üstünde olduğumuz kıtaya da genel olarak Asya deniliyordu. Asya’nın kadınları böyle çalışmaya alışkındılar. Asya kadını, kimi zaman ekmek parası için, kimi zaman ise H.Asya gibi ülkesini kurtarmak için bazı erkeklerin yapamadığı işleri hiç zorlanmadan yapabilirlerdi. İnsan böyle zamanlarda iyi ki Önder Apo var diyordu. Çünkü Kürdistan kadının mücadeleci gücünü açığa çıkaran Önder Apo’ydu.

H.Asya tam bir çekim merkeziydi. Üslubu etkiyiciydi. Aslında üslubunu kullanmasına bile gerek yoktu. Çünkü H.Asya uzaktan izlendiğinde dahi kadınlar, analar ondan cesaret alıyordu. Onu bir parçaları olarak görüyorlardı ve hemen çalışmaya katılıyorlardı. Çalışmayan erkekler ise onu görünce utanç duyuyorlardı ve işe koyuluyorlardı. H.Asya uzaktan dahi bakıldığında sanki insanları etkilemek için özel olarak yaratılmıştı. Kıvırcık saçları ve aydınlık yüzüyle dikkat çekmek için yapması gereken özel hiç bir şey yoktu. O an, o özenle torbaları dizerek barikatlar yaparken bir gün şehit düşeceği aklıma bile gelmezdi. Çünkü ölüm gibi karanlık bir kavramın onun gibi aydınlık ve neşeli birine tesir edebileceği ,insan ne yapsa da aklına getiremezdi. H.Asya KDM karakol eyleminde şehit düştü. Düşman onu bilmem kaç bin liralık kobra tipi bir araçla şehit düşürebilmişti. İşte efsaneler doğruları söylüyordu. Efsanelerde ejderhalarla savaşan kadın savaşçılardan ne farkı vardı, H.Asya’nın. Kobra tipi araçta insanlığa yutmaya çalışan cansız bir ejderdi.

H.Asya’nın şehadetinden sonra en güçlü barikatın, insan olduğunu anladım. İnsan hareketli, çekici bir barikat gibiydi. H.Asya çelikten iradesi, sınır tanımaz enerjisi , güleç yüzü ve sömürgeciliğin inkar ettiği Kürt kadınına özgü cesareti ile başta Bahçelievler Mahallesi olmak üzere tüm Şırnak’ı etkiledi. Şehit Asya’yı Şırnaklılar Şehit Berivan’dan tanıyorlardı. Bir kez daha yoldaş yoldaşın aynasıydı. Ş.Asya ölmemişti. Çünkü H.Asya’dan etkilenen birçok kişi onun benimsediği ve temsiliyetini yaptığı Önder Apo’nun fikirlerinden aldıkları irade ile barikatların arkasında direndiler. Belki de o barikatların hepsinde H.Asya’nın (Rojbin) alın teri vardı.

Barikatlara alın teri dökenler, barikatlarını kolay kolay bırakmazlardı. Yeminliydi onlar. Barikat direniş için gerekliydi. Hazırlıksız savaş olmazdı. H.Asya hazırlığın öncülerindendi. Asyalı, Ortadoğulu, Kürdistanlı kadınlar zorun, baskının, zulmün, açlığın her türlüsünü görmüş en zor koşullarda ekmek parası için çalışmışlardı. Asya arkadaş ise bir kez daha kadının ve Ortadoğu kadının sadece çocukları için, ailesi için her türlü fedakarlığı yapmayla yetinmeyip aynı zamanda barikatlar kurup ülkesi için, halkı için savaşabileceğini kanıtlıyordu. Ş. Asya, Asya’ydı. Gerçek yüzü buydu Asya’nın. Şehit Asya, yaşamı, duruşu güler yüzü ile hepimizi isyana, savaşa, özgürlüğe direnişe ve zafere çağırıyordu. Yani Şehit Asya bizleri, harcını alın teri ile yaptığı barikatlara çağırıyordu.

 

Arin TEKOŞIN

 

(Kod adı: Asya(Rojbîn) RÊBER, Adı: Hidayet Toptamur, Şehadet tarihi: 5 Şubat 2016-Şırnak)

 

 

]]>
Savunma ekmek ve sudan daha değerlidir https://yps-online.org/tr/2024/01/30/savunma-ekmek-ve-sudan-daha-degerlidir/ Tue, 30 Jan 2024 09:29:45 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22928  

Bu kış baya zorlu geçeceğe benziyordu. Kar her yerde çok yağıyordu. Bir yandan gidiş gelişler için birçok zorlukları olsa da bahar için müjde veriyordu. Diyor ki bu bahar kanilerin suyu çok olacak, çiçekleri daha güzel ve baharın bereketi fazla olacak. Cihazla arkadaşlarla konuşurken arkadaşlar da kar yağışından bahsediyor. Cizir’de Heval Axin ve Heval Firaz kardan bahsederken daha önce Cizir’e böyle kar düşmemişti diyorlar. Ama yoğun yağan kar direnişe asla engel olamıyor, Silopi’de düşman her gün darbe yiyor, Hezex bile etrafı deşt olmasına rağmen bu kardan nasibini alıyor, tabi yolu üzerinde yapılan eylemler Çeko arkadaşın Hezex’e ulaşması bu yoğun karı da eritiyor. Çünkü büyük direnişin müjdesini veriyor. Mardin’deki arkadaşlar bile 1 metre kardan bahsediyor, biz şaka yapıyorlar diyoruz, ama gerçekten yoğun bir kar Mardin’de bile yağıyor. Sur zaten direnişi ile zalimlere büyük meydan okuyor. Altın harflerle tarih yazıyor.

Her gün cihaz önündeyiz, artık vakit bize yetmiyor. Ama bir yandan şansımız büyük ki bu direnişin misafiri oluyoruz. Hele hele her gün o direniş sohbetleri, şehirdeki arkadaşların durumu yaşamın vazgeçilmez tartışmaları oluyor. O kadar büyük direnişler yaşanıyor ki mutlaka herkes üzerine düşen yükü kaldırmalı. Şırnak’ta da bu direnişin büyümesi gerekiyor. Zaten bütün gençler seferberlik ruhu ile dört bir yandan yüzünü Şırnağ’a dönüyor. Kışın başında Heval Hekim ulaşıyor Şırnağ’a. Bu kara kışa rağmen Heval Kamuran da Şırnağ’a gidiyor. Heval Eriş de bu yoğun kış koşullarında kendisini yetiştiriyor direnişe. Heval Zeryan da büyük bir moral ve coşkuyla özyönetim ve kadın direnişlerini yükseltmek için yanındaki bir grup kadın arkadaşla ulaşıyor Şınağ’a.

Arkadaşların Şırnağ’a ve bu gençlerle buluşması zorlu koşullarda gerçekleşiyor. Arkadaşların birçoğunun ayakları ve gözleri kardan yanıyor. Bunun için arkadaşların yaralarına derman olabilmek için Şırnak analarına büyük bir iş düşüyor. Ama yine de arkadaşların elleri ve ayaklarının yarası onlara engel olmuyor. Heval Mehmet Tunç ‘direnişten başka hiçbir çaremiz yoktur’ diyerek çağrılar yapıyor. Halk da her gün hazırlık içerisinde, barikatlarını ne kadar sağlamlaştırabilirler bunun çabasını yürütüyorlar. Önder Apo’nun sözünü kendilerine esas alıyorlar. ‘Savunma ekmek ve sudan daha değerlidir.’

Heval Gever, bu kışın bunca zorluğuna rağmen hareketli takım kurup yerel gençlerle birlikte İsmet paşa mahallesinde YPS ilanına gidip alanı tutuyorlar. Burda da gençlerle birlikte barikat ve hazırlıklara başlıyorlar. İsmet paşa Şırnağ’ın en eski mahallesidir. 92 serhıldanında Şırnak uzun süre direndi. Bu mahalle en son ana kadar kaldı ve düşmedi. Bu yüzden bu mahallenin anlamı var. Coğrafi olarak da büyük bir konuma sahip. Bunun için bedeli ne olursa olsun bu mahalle tutulmalıydı. Dicle, Cumhuriyet, Gazipaşa, Yeşilyurt, Yenimahalle ve Bahçelievler’den sonra İsmet paşa mahallesi de arkadaşların denetimine geçiyor. Böylece şehrin yüzde sekseni denetime alınıyor.

 

Şiyar Murat

 

]]>
Dost selamıyla yüreklere ulaşabilmek https://yps-online.org/tr/2024/01/24/dost-selamiyla-yureklere-ulasabilmek/ Wed, 24 Jan 2024 07:37:29 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22917  

Hezex’te halk ayaklanma örgütlemelerine başlamıştı. El koyduğumuz kepçeler bir yanda çalışıyor diğer yandan halk sakinleri çuval doldurmamızda yardımcı oluyordu. Tabi her devrimde olduğu gibi yardım edenlerin çoğu anneler ve çocuklardı. Ya çocuklar işte yine kelimelerin son noktasını yaşıyoruz ya da amentüsünü…

Belki bilincinde değiller ve her şey macera gibi geliyordu onlara çuvalları doldurup, üst üste dizmek. Çocukları her görüşümde kazanma arzum artıyordu. Yaşamamalı onlar, görmemeli bu dünyanın adaletsiz çarkını. Özgürler isim olarak kalmamalı, özgür büyümeli ülkemin masum bakışlı çocukları.

Geceleyin düşman ne zaman gelmeye kalksa halkla dışarıya çıkıp, görüntü verip, ayaklanmalar gerçekleştiriyorduk. Hele de anneler zılgıt atmaya başladığı vakit biz coşar, düşman ise çileden çıkardı. Halk varlığımızı ve savaşımızı destekleyip, kapıları ardına kadar açmışlardı. Halk ile kaynaşmamız hem onları cesaretlendirmiş hem de bize büyük bir moral kaynağı olmuştu. Özellikle gecelerimiz çok maceralı geçiyordu. Halk; zılgıt ve tenekelerle düşmanın gelişini protesto ederken, bizde o an fırsattan istifade edip, araçtan inen düşmanın üzerine maraton koşucuları gibi koşuyorduk. Tabi ileriki zamanlarda bu maraton koşusu rodeo atına binmiş hale getirecek bizi. O anın hissiyatı çok farklıydı. Esaret altındaki halkı kurtarmış ve dıştan gelen saldırılara cevap olacak nitelikte devrimi zafere ulaştırmışız gibi heyecan, mutluluk ikilemini bir arada yaşıyorduk. Dışardan özerkliğin olduğu alanlara karşı büyük ilgi ve merak uyanmıştı. Ülke sınırları dışından gelenler dahi vardı ve gelenleri bize ait olan kahvede karşılıyorduk. İspanya’dan bizi merak edip gelen bir basıncı, tercümanı ile beraber bulunduğumuz kahveye geldiler. Hem çay içiyor hem de gözleriyle bizi teker teker süzüyordu. O esna da tercüman bizimle röportaj yapmak için geldiklerini belirttiler.

Ben:” Kabul ederiz fakat bizimde bir şartımız var” diye söze giriştim. Tercüman söylediklerimi tercüme ederken İspanyol’lu sorgu dolu bakışlarla bana bakıyordu. Ben:” Önce biz röportaj yapacağız ardından siz yaparsınız” dedim. Tercüman söylediklerimi aktarınca güldü ve İspanyollu’nun söylediklerini bu kez tercüme ediyordu. Soruma karşılık:” Ya istediğiniz cevapları veremezsem” sorusunu sordu.

Ben:” Tüm düşüncelere karşı saygımız var hem bizi düşmanımızdan ayıran en büyük özelliğimiz hareketimizin içindeki düşünce özgürlüğüdür” dedikten sonra tekrar gülümseyip onayladı ve bende ilk sorumu şu şekilde sordum.

= Bizi ve Türkiye’yi nasıl buldun?

İspanyol’lu:” Sadece sizin için değil, Türkiye de yaşayan hiçbir canlının özgürlüğü tadabilme zemini yok bu şartlar altında. Özgürlük anlayışına tamamen kapalı bir ülke. Diğer basıncı arkadaşlarımda burada tutuklandı” diye cevap verdi.

Vakit her yeri birbirine benzeyen Hezex’i tanıma vaktiydi. Tabi bir ayın ardından gecelerin dışında gündüzleri de hareket etmeye başlamıştık. Ruken arkadaşla beraber mahalle mahalle geziyorduk. Ruken ismine yaraşır, güler yüzlü ve her yerde moral kaynağımız olmuştu. Çoğu mahalleyi bana gezdirip, tanıtıyordu.

Bulunduğumuz cephede olası durumlara karşın barikat kurma gibi çalışmalar bana ve H.Ruken’e kaldı. Artık gündüzleri gezebiliyor ve arkadaşlara mahalleyi gezdirip tanıtabilecek kadar hakim olabilmiştim. Yerel ve toplumsal çalışmalarda bulunan arkadaşlarla aramız gayet iyi ve birbirimizin sevgi, güvenini kazanabilecek kadar tanıyorduk artık. Dürüst ve samimi yoldaşlardı. Onların yanında kendimi rahat ve güvende hissediyordum. Hepimizin amacı özlem ve mücadele yüklü bir merhabayla dost selamıyla yüreklere ulaşabilmekti…

Dilan Hogir

 

 

]]>
FEDAİLİK PKK’NİN YAŞAYAN ÖZÜDÜR https://yps-online.org/tr/2024/01/17/fedailik-pkknin-yasayan-ozudur/ Wed, 17 Jan 2024 08:43:27 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22885 Çağdaş Kawa, Mazlum Doğanlardan, Hayri Durmuşlara, Zilanlardan, Viyanlara, Semalardan Gulanlara, Saralardan, Arinlere uzanan bugün de şehir direnişlerinde Çiyagerlerden Xebatkarlara, Çekolardan, Zeryanlara taşırılan öz fedai gelenek.

 

Benzerlerimizin toplamı özgürleşmenin adı kahramanlıkların destanı Önderlik hakikatine ulaşmış büyük kişilikler…

Sözünüz pratiğiniz oldu bu mücadelede…

 

Anlamlı bir yaşamın, büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum dedi şehit Zilan. Eylemleri gibi büyük yaşayarak örnek oldular bize. Bazıları ile fiziki olarak yaşama imkânımız oldu. Bazılarını hiç görmediğimiz halde yüreğimizde hissettik, yaşam duruşları ve pratikleri ile. Onları PKK mücadelesi etrafında şekillenen direniş gerçekliğinde geliştirmeye çalıştığımız yüce yoldaşlıklar temelinde anıyoruz her gün intikam yeminleriyle.

 

Zeryanlara, Rukenlere yoldaş olabilmenin ölçüleri vardır elbette. PKK şehitler gerçeği ateşten bir gömlek. Doğru yaklaşmayanı yakar, eritir birden. Doğru yaklaşanı ise büyütür, yüceltir içten içe. Herkes geçemez bu kutsal eşikten. Kirlerinden arınmayanlar asla yaklaşamaz Sema gerçekliğine. Onların meclisinde kabul görmez kötülükler. Fedailik yaşayan bir özdür PKK’de. Ulaşmanın ölçüsü ise sadece Önderlik gerçeği ve şehitlerin hakikatinde gizli bir sır arayışıdır büyük mücadelemizde.

 

Romanı yazılmayı bekleyen bu mücadele onların direniş gerçekliği ile çığ gibi büyüyor şimdi ülkede. Cizir’den, Sur’a, Hezex’den, Gever’e, Şırnak’tan, nusaybin’e…binlerce Ruken binlerce Binewş olup yükseliyor dağlarımızın zirvelerinde. Kutsal tanrıçanın ruhu Dicle’de hırçınlaşarak akıyor, bütün Mezopotamya’yı sarıyor yeniden. Ana rahmine düşen cenin toprağına sımsıkı sarılan tohum gibi kök salarak yeşeriyor her yerde. Xwunda olup doğuyor, Varbin olup büyüyor ve Zeryanca direniyor PKK’de.

 

Dersim’de çığlık, Amed’de berxwedan, Nusaybinde serhildan olup, halkımıza umut, düşmana korku sarıyor dört bir yanda.

Özgürlüğe gebe bir coğrafyadır bu topraklar.

Rahat uyuyun yoldaşlar. Ardıllarınız kanınızı yerde bırakmayacaktır, asla!

 

Çayan Koçgiri

20.12.2016

Hezex

 

]]>
Kemallerin yaşam bulduğu bir ruh, bir bedendin FIRAT https://yps-online.org/tr/2023/08/26/kemallerin-yasam-buldugu-bir-ruh-bir-bedendin-firat/ Sat, 26 Aug 2023 06:54:34 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22737  

Özgürlük hareketini üniversite hazırlık yıllarında tanıyan ve 2009 yılından sonra PKK hareketini derinden anlayan Heval Fırat 2012 yılının başlarında özgürlük hareketine katıldı.

Özgürlük saflarında gördüğü eğitimde kendi gerçekliği ile karşılaştı, düşmanın Kürt halkı üzerindeki politikaları, düşmanın bizi kendi gerçekliğimizden ne kadar uzaklaştırdığını anladı. Özgürlük için yani hakikate ulaşmak için sürekli bir arayış içerisinde oldu. Aldığı eğitimle sistemin üzerinde yarattıklarını aşmaya çalıştı. Düşmanın halkımız üzerinde uyguladığı politikalar üzerine derinleşti ve düşmanın bizleri kültüründen, dilinden uzaklaştırmasına, toplumu parçalamasına karşı kendisinde bir mücadele yemini yarattı. Sistemde Kürtçe dilini konuşamayan Heval Fırat parti ortamında dilini öğrendi ve bunu büyük bir fırsat olarak değerlendirdi.

‘’Yaşamı, dilimi, kültürümü tanıyarak kendi özüme dönüş sağladım. Gerilla yaşamının zor olduğunu dile getiriyorlar fakat gerilla yaşamına anlam vermek lazım. Özgür dağlar büyük bir heybete sahip. Sanki bu özgür dağlar gerilla orda mücadele edilsin diye yaratılmış. Düşmanın yok etme politikalarına karşı dağlar kapılarını özgürlük gerillasına açmıştır.’’

Bütün gerilla arkadaşları gibi Heval Fırat’ın da hayali Önderliği görmekti. Bundan ötürü Önderliğimizin özgürlüğü için büyük bir mücadele gerektiği bilinci ile katılıyordu.  2016 yılında düşmanın halkı özgürlük hareketinden uzaklaştırıp, halkın özgürlük umudunu yok etmek için katliam yoluyla sonuç almak istemesine sessiz kalmadı, düşmandan tolhildan ruhu ile intikam almak istiyordu.

‘’Bu eylem şehit düşen arkadaşlar, halkımın üzerine uygulanan katliam ve uzun süredir Önderlikten haber alınamaması yaşananlara karşı bir cevap olacaktır.’’

Hiçbir kaygı yaşamadan Önderlik karşısında doğru bir yoldaşlık yürütebilmek için 26 Ağustos günü Cizre’de fedai eylem gerçekleştirdi.

….

Bir kahramanı, bir umudu, bir yaşamı ve zaferi anlatmak. Aslında seni anlatmak sözcüklerin ve cümlelerin bitip tükendiği andır. Sessizliğin içinde kopan bir fırtına ve bir FIRAT. İntikamın şaha kalktığı, inancın aşkla yoğrulduğu seni yazabilmek…

Saf yüreğinde taşıdığın o koca inancın gözlerinde saçtığın yaşam dolu umudun ve her gün hasreti olduğun o yoldaşlığın. Dilinden dökülen ‘’biz hapsedilmiş bir cennette yaşıyoruz. Ben yeniden doğmaya gidiyorum.’’Sözlerle ayrılığın kapımızı çaldığı an.

Bu sefer başaracağım diyerek bize yaşam anlamını tattıran o sözlerin. Hatırımdan gitmez o, yüreklerimizin acı içinde yaşam bulan anı ve hatırımdan gitmez o özgürlüğü kucaklayan kahkahaların…

FIRAT, umudun özgürlükte yeşermesi. Hakikatin aşkla aşkın Fıratla somutlaşmasıydı. 26 Ağustos gecesinin hakikate koşar adım giden yıldızıydı. Kemal Pir’in dediği sözcükler canlanır ve hayat bulur.

Bugün ben ölümün üzerine yürüyorum yarın bir başkası, öbürü, diğeri. Hepsi bu dava uğruna ölmesini bilecekler. Ben ölümü hiç sevmedim, sevmemde ama yaşamı uğruna ölecek kadar seviyorum.

Ve Kemallerin yaşam bulduğu bir ruh, bir bedendin FIRAT…

 

Arin Hasret

 

 

 

 

]]>
İradesi ve bağlılığı ile düşmanı korkutan Heval Çekdar https://yps-online.org/tr/2023/08/09/iradesi-ve-bagliligi-ile-dusmani-korkutan-heval-cekdar/ Wed, 09 Aug 2023 05:45:17 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22720 2015 yılında gerçekleşen halk direnişinde faşizme dur diyerek,  fedaice savaşan onlarca genç tanıdım. Yürekleri ülke, toprak ve insanlık sevgisiyle dolup taşarken her birinin gözlerindeki öfke bütün yalınlığı ile görülmektedir. Özgür bir ülkede Önder APO ile birlikte yaşamak için bütün benlikleriyle devrimci halk savaşına kendilerini adayan binlerce şehit Kürt davasına sahip çıkmışlardır.

YPS’nin ilanı esas itibarıyla halkın kendi iradesi ile kendisini yönetme ve koruması temelinde gerçekleşmiştir. Fakat Türk faşist devleti kendi politika ve siyaseti dışında hiçbir şekilde tek bir insanın bile özgür düşünce ve iradeye sahip olamaz yöntemi, topluluğu parçalayarak bütün insani duyguları yok etmeye yönelikti. Faşizme karşı koyan YPS gençlerinden Çekdar arkadaş son nefesine kadar düşmana olan öfkesi dinmedi ve özgürlük için savaştı.

Heval Çekdar(EYÜP ÜSTEK) Şırnağın asi ve yürekli gençlerinden biridir. Şırnak topraklarında doğup büyümüş olması onda direnişçi ve serhıldêr kişiliği yaratmıştır. Topraklarının sömürge altında olması çocukluğunun sürekli katliamlara ve şiddetlere tanıklık ederek yaşamasına neden olmuştur. En çokta düşmanın kadınlara saldırısı onun dikkatini çekmiş, böylelikle kendisini daha çok ana kültürünün özüne  yakınlaştırarak toplum gerçekliğini daha iyi anlamıştır. Toplum gerçekliğinde kadının temel yaşam kaynağı olduğunu öğrenmiştir ve Çekdar kadını her zaman kendisi için temel güç bellemiş, kadın üzerine yürütülen her türlü saldırı karşısında gücünün yettiği kadar karşı durmuştur. Tüm bunlara tanıklık eden Çekdar arkadaş belli bir yaşa geldikten sonra  düşmana karşı ayaklanmıştır.  Küçük yaşta Türk okullarında okumayı reddederek özünü korumayı başarmış, tüm yaşamı boyunca sürekli bir kavga içerisindedir. “HEP KAVGAYDI YAŞAMIM” diyen Sakine Cansız arkadaşın sözleri Çekdar arkadaşın yüreğine, ruhuna işlemiş ve bundandır ki Çekdar son nefesine kadar da sürekli bir yaşam kavgası içerisinde mücadele etmiştir.

Heval Çekdar 14-15 yaşlarından itibaren düşmanın tüm kirli özel savaşlarına karşı siper almış, kapitalizmin gençler için yarattığı anlamsız bir yaşam olduğunu fark ederek, yüzünü güneşe yani ÖNDER APO’ya dönmüş ve deryanın içinde bir damla olmayı seçmiştir.  15 yaşına kadar TC devletinin Kürt halkı üzerinde gerçekleştirdiği zulümleri gören Çekdar, intikam almanın zamanı geldiğini ve bunun içinde YDG-H örgütlenmelerinde aktif bir şekilde yer almaya başlayarak, Şırnak ta yapılan bütün eylemlerde yer alır. 2013 yılında katıldığı bir eylemde polisler tarafından tutuklanır, 4 ay zindan da kaldıktan sonra serbest bırakılır, o tutuklu bulunduğu süre içerisinde düşman direnişini, iradesini ve onurunu kırmak için bütün işkence yöntemlerini dener, tüm bunlara karşı MAZLUM DOĞAN’ın  “Yaşamak Direnmektir” şiyarıyla kendisinin de  gösterdiği direnişçi tutumuyla düşmanın yüzüne tokadı vurmuştur. İşkence ve baskılar onu yıldırmayarak aksine düşmana darbe vurmak için soluksuz bir savaş içerisinde olacağına, Önder APO’ya karşı olan bağlılığının sözünü yenileyerek daha güçlü bir şekilde eylem alanlarında öncülük etmiştir.

YPS’nin ilanıyla Çekdar arkadaş gece gündüz demeden hareket halinde olup halk savunması için bütün iradesiyle çalışmaktadır. 2016 yılında ise düşman aralıksız bir şekilde, işbirlikçiler eşliğinde yoğun saldırmaktadır. Nato üyesi olan TC devleti Çekdar’ın ruhunda ve yüreğinde çoktan bitmiş yenilmiş bir orduydu, lakin onun zoruna giden hain Kürd işbirlikçileridir. Düşmanın toplum üzerine yürüttüğü özel savaş, toplumu kendisine bağlayarak devlete çalışmayanın yaşama hakkı yok dercesine toplumu sistemine empoze etmektedir. Halkımızın bu durumunu gören Çekdar arkadaş devletin hiçbir sisteminde çalışmamıştır.

Şubat ayında ÖNDER APO şahsında Kürt halkı üzerine uygulanan komploya karşı bu ay boyunca düşmana darbe vurarak komplonun intikamının almayı hedefleyen Çekdar arkadaş 15 Şubat’ı 16 Şubat’a bağlayan gecede Ş.Ekrem ile birlikte mevzi yerine giderken kobra tipli bir araç üzerlerine ateş açmıştır. Burada Ş.Ekrem kolundan yaralanmış,  Çekdar arkadaşın ise ayağına isabet eden mermi kemiklerini parçalamıştır. Yarası ağır olan Heval Çekdar hemen hastaneye kaldırılır,  yanında annesi ve ondan küçük kız ve erkek kardeşi bulunur, lakin onlar  Çekdar’ı devlet adamlarından koruyabilecek güce sahip değiller. Bunun için arkadaşlar hemen amcalarının yanlarına giderek düşman Çekdar’a zarar vermeden bir an önce sahiplenip yanlarında durmalarını söylerler. Fakat alınan cevap ölümden daha korkunçtu. Kendilerinin devlet memurları oluduklarının ve gidemeyeceklerini, giderlerse başlarına bela açılacağını söylerler, böylelikle heval Çekdar kanından olan insanların devletin kanı canı olmuşlardı, sadece bir miktar para için tüm ömürlerini devlete harcayan bu insanlar vicdanları ile birlikte her şeyleri körelmişti.

Özgür bir ülke için canını feda eden Heval Çekdar bu utanç karşısında onları tek bir sefer bile suçlamamış ve halkının özgürlüğü için davasına daha sıkı bağlanma sözünü vermiştir. 16 Şubat’ın sabahına doğru ayağı ameliyat edilir ve intikam almak için yaşam mücadelesi veren Çekdar arkadaşın yüksek iradesi, tutumu karşısında düşman korkar ve kendisine yakışan bir şekilde korkakça Çekdar arkadaşı imha etme planları yaparak onu Şırnak devlet hastanesinde infaz ederler.

Bir daha görüldü ki Kürt halkı kendi birliğini sağlamadığı  müddetçe ne infazlar ne de katliam durmayacaktır, heval Çekdar son nefesine kadar özgürlük mücadelesine bağlı kaldı ve halkına olan inancıyla savaştı. Tabi düşman Heval Çekdar’ı infaz ederek Kürt gençlerine ibret olmasını hedeflemiştir, fakat Heval Çekdar’ın intikamı için onlarca genç ant içmiş ve onun devrettiği bayrağı sırtlayarak mücadeleyi sürdürmüştür.

NUDA EVİNDAR

 

 

]]>
Hezex’in en iyi sabotajcısı Nuda https://yps-online.org/tr/2023/07/17/hezexin-en-iyi-sabotajcisi-nuda/ Mon, 17 Jul 2023 06:26:44 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22693 İnsan doğası gereği birçok duyguya sahiptir. Bu duygulardır toplumu var eden ve her bir bireyi diğer bireyden ayıran. Kendini halkına adayan direnişçilerde ise bu duygulara ayrı bir anlam yüklenmektedir. Her bir duygu bilinçle yoğrularak mücadeleye dönüşür. Direnişçilerde olmazsa olmaz dediğimiz en belirgin özelliklerden bir tanesi sorumluluktur. Kendini halkına karşı, yoldaşlarına karşı, mücadelesine karşı sorumlu hisseder ve sorumluluk bilinci ile düşmanın tankına, topuna, tüfeğine vb. karşı korkusuzca savaşır.

Sorumluluk duygusu dağda nasılsa  şehirde öyledir yada mücadelenin gerektirdiği her hangi bir mekanda da aynıdır, değişmez. Öz yönetim direnişlerinde Hezex’de mücadele yürüten Nuda arkadaş da büyük bir sorumluluk bilinci ile düşmana karşı savaşanlardandı. Heval Nuda Amedli bir arkadaştı. İçten ve samimi yaklaşımları, esprili üslubu ile ortama huzur verir, dur durak bilmeden çalışan yapısı ile herkesi harekete geçirirdi. Heval Nuda’nın bulunduğu ortamda kimsenin işsiz kalması mümkün değildi. Hep bir şey bulur, hepimizi görevlendirirdi.  Yoldaşlarına karşı hassas, her yoldaşına güç olabilme ölçüsü ile yaklaşım sergileyen Nuda arkadaşa hayır demek hiçbirimiz için mümkün değildi. Onla paylaşımda bulunmak huzur deryasında yüzmek gibiydi. Sıcaklığı insanın yüreğini ısıtır, dürüstlüğü insanı rahatlatırdı.

Hezex’in en iyi sabotajcısıydı. Bundan dolayı düzenlemesi hep tartışma konusu oluyordu. Çünkü herkes Nuda arkadaşı kendi mahallesine istiyordu. Sadece Hezex’deki arkadaşlar değil Kerboran’daki arkadaşlarda Nuda arkadaşı istiyordu. Heval Nuda düşmana darbe vurmadan duramazdı. ‘Başarılı bir eylem başarılı bir keşifle olur’ derdi. Mayınını da keşfine göre hazırlar, düşmanda patlatmak için pusuya yatar, büyük bir sabırla eylemini sonuçlandırırdı.

Turgut Özal mahallesinde düşmana karşı etkili sabotaj eylemleri gerçekleştirdi ve ihtiyaçlardan kaynaklı yeni mahalleye düzenlemesi oldu. Heval Nuda sempatik yaklaşımları ile Yeni Mahalledeki arkadaşların sevgisini de kısa bir zamanda kazandı. Yeni Mahalleye gider gitmez iki cümlesinden bir tanesi ‘eylem yapalım, düşmana darbe vuralım’ demesiydi. Canlılığı akışkanlığı yeni katılmış genç arkadaşları da etkiliyordu.Mayın yapımı konusunda arkadaşlara perspektifler veriyor, duyarlılık konusunda uyarıyordu. Arkadaşlara zarar gelmesin diye elinden gelen her şeyi yapıyordu.

Yeni Mahallede ilk eylemini gerçekleştirecekti. Düşmana devreli, özel bir mayın hazırlamıştı. Hem kendine hem de yaptığı mayına çok güveniyordu. Gece saat 12’de devriye gezen zırhlı araçta mayını patlattı. O kadar etkili bir mayın hazırlamıştı ki aracın parçaları etrafa yayıldı ve eylemde 5 polis öldü. Eylemin sonucunda Nuda arkadaş düşmanın içine korkuyu düşürmüştü. Ölen polislerden ziyade korkuları Nuda arkadaşı daha çok mutlu ediyordu. Düşman hemen takviye istedi ve sabaha kadar ağır silahlarla mahalleyi vurdu, amacı halkı korkutmaktı fakat Nuda arkadaşın yaptığı eylemde korkan düşmandı çünkü halk eylemden güç almış PKK halktır, halk burada sloganları ile sokakları inletiyordu.

PKK’li halkın evlatlarındandın Heval Nuda ve PKK ruhu ile son nefesine kadar mücadele ettin. Hiçbir güç senin ve yoldaşlarının Hezex’ de ortaya koyduğu mücadeleyi yok edemez, Hezex’in her evinde, her sokağında Nudaların gülüşü, samimiyeti, saygısı, sevgisi, mücadelesi dilden dile dolaşmakta, yarattığınız ruhla bugün Hezex halkı düşmana karşı boyun eğmemektedir.

Sarya Herekol

]]>
Medeni’nin Özünü Yaşamanın Anıdır https://yps-online.org/tr/2023/06/21/medeninin-ozunu-yasamanin-anidir/ Wed, 21 Jun 2023 07:57:32 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=22664 Bir başkadır Kürt analarının, babalarının, büyüklerinin düşmanla mücadelesi. Anaların, babaların kucaklarındaki çocuklara, omuzlarındaki yaşamsal yüke aldırış etmeden en ön saflarda yer alması mücadelenin anlamına ayrı büyüklük katıyor. Yılmıyor düşmanın işkencesine, zulmüne. Hakarete karşı başkaldırın diyor, onur mücadelesi veriyor. Düşmana olan kini, öfkesi gözlerindeki intikam ateşinden fışkırıyor adeta. Çocukluğunu yaşayamamış, topraklarına halkının kanını döken düşmanı hiç unutmamış, kin ve öfkesini hep taze tutmuş, bugünün gençliğine öncü, yarının çocuklarına özgür bir yaşamı miras bırakmanın mücadelesini veriyor.

Nusaybin’de düşmana karşı varlık mücadelesi verirken gençlerin kendisine ‘Xalê Medeni bu bizim işimiz, sen arka cephede dur’ demesine rağmen gençlere tecrübelerini aktaran, komutanlık eden halk öncülerinden Medeni Orak.

Medeni orta yaşlı, evli, serhıldanlar görmüş, Nusaybin’in tarihini yansıtan, insanlık kokan bir yoldaştı. Yoldaşlara bakarken gözleri gülerdi. O Nusaybin halkının öncüsüydü. Bayrağı ilk sırada, korkusuzca taşıyordu. Saygı beklemez, saygı gösterirdi bütün yoldaşlara.

Omuzlarına aldığı yükle yetinmezdi Medeni, hep daha fazlasını yapardı. En ön saflarda yerini alırdı. Kulağını özgürlük dışında her şeye kapamış, sadece özgürlük adımları duyuyordu Nusaybin’in direniş sokaklarında.

Gençliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. Nerde atış yapılacaksa keşfini Medeni yapar, uygun yeri belirlerdi. Medeni’nin olduğu yerde arkadaşların içi rahat, arkası sağlamdı. Çünkü Medeni bulunduğu her yerde düşmanın nerden saldıracağına hesap eder ona göre mevzilerini yapardı. Medeni öncülüğünde yapılan eylemler düşmanı zorluyordu. Savaşçılık çok yakışıyordu ona. Bisving ve suikast yeri belirlemede ustaydı. Düşman bu ustalık karşısında korkar, gelir sokak başını tarar, köşesine çekilirdi.

Yoldaşına bağlı düşmanına da bir o kadar öfkeliydi. Yaşamı, katılımı intikamın bilince çıkmış haliydi. Düşmanını hem iyi tanımış, hem de hiç unutmamıştı. Düşman bir yer de üstünlük kazandı mı, ya da şehadetler yaşandı mı intikam duyguları arşa çıkardı, saldırı planlamaları yapar, düşmanın açığını yakalamak için keşfe gider, düşmanın her anını izler, gözünden hiçbir şey kaçırmazdı. Ani gelişen durumlarda düşmana darbe vurmak için sırtını yoldaşının silahına mevzii yapar, suikast silahına mevzi olur, bir an olsun düşmanın kazanmasına izin vermezdi.

Devrimci halk savaşının öncülerindendir Medeni. Düşmanın Kürdistan topraklarında bunca yıldırma politikasına, asimilasyon faaliyetlerine rağmen özünden, değerlerinden hiçbir şey kaybetmemişti. Düşmanı çaresiz kılan da Medenilerin duruşudur. Bu özdür düşmanın faşizmini boşa çıkartan ve mücadeleyi sürekli kılan. Medeni ve yoldaşlarının Nusaybin’de sergilediği direniş halkına adanmışlığın duruşu, mirasıdır. Bu mirasın yaşatanı olan bizlerin, Kürt halkının Medeni’nin özünü yaşamanın anı, Kürdistan’da düşmana tekrardan Nusaybin sendromu yaşatmanın zamanıdır.

 

SEKVAN RUBAR

]]>