yps – YPS https://yps-online.org/tr Son Ne Olursa Olsun Muhteşem Olacak Sun, 20 Feb 2022 16:24:54 +0000 en-US hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.3 ŞIRNAK, CİZRE VE AMED’DE ETKİLİ EYLEMLER https://yps-online.org/tr/2021/05/21/sirnak-cizre-ve-amedde-etkili-eylemler/ https://yps-online.org/tr/2021/05/21/sirnak-cizre-ve-amedde-etkili-eylemler/#respond Fri, 21 May 2021 06:43:21 +0000 https://yps-online.org/tr/?p=15575 Özgürlük hareketimizin başlattığı “Dem Dema Azadiyê ye” hamlesi kapsamında Şehid Xemgin Roj Misilleme timi üyelerimiz tarafından Şırnak, Cizre ve Amed’de yapılan bir dizi eylemi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

            Eylem tekmilleri elimize geç ulaştığı için kamuoyuyla geç paylaşmak zorunda kalıyoruz. Özgürlük Hareketimize karşı başlatılan Zap, Avaşin ve Metina’da yürütülen işgal saldırılarına karşı Özgürlük Gerillalarının fedaice direnişinden moral alıyoruz. Düşmanın bu saldırılarına karşılık Kürdistan kentlerinde ve Türkiye metropollerinde işbirlikçilere, ajanlara, polis ve bekçilere, AKP-MHP yandaşlarına ve devletin kurumları hedef olmaya devam edecektir. Bu çerçevede intikam eylemlerimiz en radikal şekilde devam edecektir.

  • 19 Mayıs gece saat 03:00’da Şırnak’ın Bahçelievler mahallesinde emniyet binası arkasında üyelerimiz işgalci devletin TEM kurumuna bağlı bir polise ait aracı hedefleyerek molotoflarla vurdu. Gerçekleştirilen eylem sonucunda polis aracı kullanılamaz hale geldi.
  • Üyelerimiz Cizre’de Newroz haftası boyunca Newroz kutlamalarına katılan halkımızın öz savunmasını gerçekleştirerek işgalci Türk polisine karşı bir çok etkili eylem gerçekleştirdi.
  • 21 Mart günü saat 22:00’da Cizre’nin Nur Mahallesinde Newroz kutlamalarına müdahale etmeye gelen polis araçlarına yönelik eylem gerçekleştirdi. Polis araçları bir çok koldan molotoflarla vurularak darbelendi.
  • 20 Mart günü üyelerimiz mahalleye girmeye çalışan zırhlı polis araçlarına yönelik saldırı eylemi gerçekleştirdi. Bu eylemde 3 zırhlı polis aracı darbelenerek alandan uzaklaştı.
  • 20 Mart günü saat 20:00’da ise Cudi mahallesinde üyelerimiz polis araçlarına yönelik molotof kokteylleri ile eylem gerçekleştirdi. Yine akşam saat 9’da polislerin toplandığı anda üyelerimiz ses bombaları ile etkili bir şekilde vurdu. Araçlarından inmeye çalışan polisler ise havai fişeklerle vuruldu.
  • 10 Nisan günü akşam saat 21:24’te Amed’in Kayapınar ilçesi Gaziler caddesi üzerinde seyir halinde olan faşist çete MHP il başkan yardımcıları Şevket Toprak ve Ekrem Zazaoğlu’nun içinde bulunduğu araç hareket halinde iken ferdi silahlarla vuruldu. Eylem sonucunda araç darbelendi. Birim üyelerimiz sağlam bir şekilde güvenli alanlarına ulaştı.

Şehit Xemgin Roj Misilleme Timi

21 Mayıs 2021

]]>
https://yps-online.org/tr/2021/05/21/sirnak-cizre-ve-amedde-etkili-eylemler/feed/ 0
YURTSEVER KÜRDİSTAN HALKINA VE KAMUOYUNA! https://yps-online.org/tr/2019/02/10/yurtsever-kurdistan-halkina-ve-kamuoyuna/ Sun, 10 Feb 2019 06:15:40 +0000 http://yps-online.com/tr/?p=8736 Cizre öz yönetim direniş kahramanlarının dördüncü şahadet yıldönümünü vesilesiyle, başta onlar ve onlar şahsında tüm özyönetim şehitlerini  saygı, minnetle anıyoruz.

24 Temmuz 2015 yılında Kürt halkına ve tüm özgürlük güçlerine başlatılan topyekün imha saldırılarına karşı halkımızın başlattığı özyönetim direnişleri, teslimiyete ve ihanete karşı insan ve toplum olmadaki ısrarın bir sonucu olarak refleks düzeyinde bir öz savunmayla karşılık bulmuştur. Artık eskisi gibi 24 Temmuzda imzalanan Lozanların Kürtlere ve Kürdistan’a dayatılamayacağını bu saldırıyı düzenleyen ve destek verenlere açık bir şekilde beyan edilmiştir. Hazırlık düzeyin ne olursa olsun düşman kapına dayanmış ve de onurunu ayaklar altına almaya gelmişse verilecek tek karar, hiç düşünmeden sonuna kadar direnmek olmalıdır. Özgürlük için verilmesi gereken bedel neyse o an gerektiğinde verilmelidir.

Cizre öz yönetim direnişi aylarca sürmüş, istediği sonucu alamayacağını anlayan faşist Türk devleti, en son 14 Aralık 2015’te ilan ettiği beşinci ablukada on binlerce asker, onlarca general ve subay, yüzlerce tank ve her türden yüksek teknoloji ürünü araç ve teknikle, yüzlerle ifade edilen direnişçi gençlere ve savunmasız halka saldırmıştır. Kendi devlet geleneğinden gelen vahşet ve insanlık dışı uygulamalarıyla  bir şehri ve içindeki insanlarını da yok edebilecek bir gözü karalıkla davranmaktan çekinmemiştir. Özellikle de direniş son 15 gününde, çıplak ellerinden başka kendini savunma imkanı olmayan direnişçiler, yapılan tüm uygulama ve teslimiyet çağrılarına rağmen normal bir insanın hayal edemeyeceği şartlarda direnişlerini sonuna kadar sürdürmüş, her şart altında onurlu kalınabileceğini, direnilebileceğini dünya aleme göstermişlerdir.  Bu direniş sonucunda sivil halktan ve direnişçi gençler yanında onların bu direnişine omuz vermeye gelen değişik Kürdistan şehirlerinden onlarca genç de olmak üzere yaklaşık 300 insan şehit düşmüştür.

Tüm Cizre direniş süreci ve özellikle de son 15 günü, bir toplum adına hareket edenlerin, her şart altında onun onurunu ve şerefini korumakla mükellef olduğunu anlatan tarihi günlerdir.  Amed zindanlarında yapıldığı gibi, o gün de Cizre’de hastane bodrumundaki büyük oranda yaralı direnişçiler, özünde aynı şeyi yapmıştır. Tek yol kalmıştır, bu yol da Amed’teki zindan direnişçileri gibi zindana çevrilen hastane bodrumundaki yaralı Cizre şehir direnişçilerinin, teslimiyetin artık bu topraklarda bir daha kök salmayacağını, Bekoların tarihe karıştığını herkese gösterme yoludur.

Cizre direnişçileri kolektif ve ortak bir ruhla, dayatılan teslimiyeti hiç bir şart altında kabullenmeyeceklerini zaten direniş boyunca fazlasıyla göstermişlerdir. Son anda bu türden dayatmaları hiç bir şekilde dikkate almadan hep beraber ve yüzleri aşan bir toplulukla, bu anlamda Kela Dimdimê’deki direnişe benzer fedai bir duruş sergilemiştir. Cizre direnişi PKK kahramanlığının, halk direniş çizgisinin, fedailiğinin en yüksek düzeyde toplumsallaştırdığını gösteren nadide örneklerden biridir.

Amed zindanlarında büyük direnenler ‘Teslimiyet ihanete Direniş zafere götürür’ demiştir. Gerçekten de öyle olmuştur. Fiziki kaybetsen bile, direnenlerin hayatıyla toprağa ektiği yaşam tohumları er ya da geç tekrar tekrar dirilecektir. Özellikle Zinar Raperin (Abdulbaki Sömer), Doğa (Seher Çağla Demir) ve Fırat Pirsus (Mustafa Aslan) arkadaş tarafından gerçekleştirilen büyük fedai eylemleri, yaşanan sürecin ruhunu yansıtan en büyük destansı özgürlük eylemleridir. Zinar ve Fırat arkadaşlar süreç karşısında alınması gereken tutumun ne olması gerektiğini eylemlerinde ideolojik, siyasi ve askeri çizginin nasıl temsil edileceğini ortaya koymuşlardır. Bu arkadaşlar yapılan büyük fedakarlık ve fedailiğe rağmen öz yönetim direnişlerinin tam başarıya ulaşmamasını içine sindirememiş, biri Ankara’da, diğeri Cizre’de öz yönetim şehitlerinin hesabını herkesten sormuş, fedai eylem tarzında zirve yaratarak dönem taktiğinin öncüleri olmuşlardır. Devrimci halk savaşının ideolojik ve askeri hattını bir kez daha herkese hatırlatmıştır. Bu arkadaşların öncülük ettiği eylemlerde dile gelen sınırsız özgürlük duygusu ve istemi, büyük bir intikam ateşine dönüşmüştür.

Bu direnişin büyük kahramanlarından biri olan Mehmet Tunç ve arkadaşları günlerce kurtuluş çağrısı yapmış, ama gelin bizi kurtarın dememiştir! Gelin şehrimizi, vatanımızı, insanlığımızı kurtaralım çağırısında bulunmuştur. Mehmet Tunç  yine son anda bile büyük kalmasını bilmiş; ‘halkın moralini bozmamasını, mücadelenin uzun soluklu olduğunu, bizim direnişimizle sonlanmayacağını’ söyleyerek herkese moral vermiş ve herkesi yine devrimci göreve çağırmıştır. Dolayısıyla burada  Heval Mehmet ve arkadaşları bir mağduriyet fotoğrafı çizmemiş, militanlığın nasıl yapılacağını dost, düşmana herkese göstermiştir.

Heval Mehmetler direnişin süreceğini ve başarıya ulaşacağını müjdeleyen ve beyinlere kazınan ‘biz direndik, bizimle gurur duyun’ sözleri 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişçilerinin ‘başardık, başardık’ sözleriyle aynı anlamdadır. Bu iki duruş da, herkesin devrimci süreçler karşısındaki esas alması gereken yolu göstermiştir. Hastane bodrumlarında şehit düşen arkadaşlar, bize insan olmanın ve insan kalmanın her şart altında mümkün olduğunu ve onurun hiçbir şekilde çiğnetilmemesi gerektiğini göstermiştir.

Bu direnişle ve direnişçileri şahsında kazanan insanlık onuru olmuştur. Kazanarak ölümsüzleşen ve her kesin dilinde ve bilincinde yer edinen Mehmet Tunç, Asya Yüksel ve onlarla sonuna kadar direnen Kürdistan’ın onurlu ve şerefli fedai gençleri, anneleri, babaları ve çocukları olmuştur. İnsanlık onurunu korumak adına günlerce aç, susuz ve yaralı bir halde direnenlere karşı savaşanlar da bugün, kendi faşist devletinin ve toplumunun bile en aşağılık hainleri olarak onursuzluğun her türlüsünü yaşamaktadırlar. Bu savaş sonrasında düşmanın ’çöktürme’ dediği teslimiyet ve yıkım planını yapan Türk devletinin kendisi çökmüş, yıktığı yaktığı şehirlerin altında kalmıştır. Bu durum, şehir savaşları esnasında ortaya çıkan büyük toz ve dumanın dağılması ardından daha net olarak görülmüştür. Çöktürmeye çalışanların kendisi çöküntü altında kalmıştır.

Özcesi Cizre Direnişçileri arkalarında daha büyük direniş imkanı ve başarmanın yolları ve gerekli deneyimin yanında, bir insan ve toplum için en gerekli erdem olan onur ve gururu  fazlasıyla bırakarak tarihsel ve toplumsal görevlerini lakıyla yerine getirmiştir. Cizre, bu tarihi öz yönetim direnişiyle onur hanesine Serhildan ve Berxwedan şehri unvanları yanına bir de Serbilindî (gurur, onur) eklemiştir. Tarihinden gelen Şerefli Cizre unvanını fazlasıyla hak ettiğini herkese bir kez daha göstermiştir.

Bize düşen Mehmet Tunç ve arkadaşlarının bıraktıkları tarihi direniş mirasına sahip çıkmak ve dedikleri gibi onlarla gurur duymaktır. Gelinen aşamada direniş ya da öz savunma artık toplumsal olarak verilecektir. Bunun imkan dahilinde olduğu fazlasıyla gösterilmiştir. Bireysel, parçalı direnişlerin zaferi getirmeyeceğini en iyi öz yönetim şehir direnişleri ortaya koymuştur.  Öz yönetim direnişlerinin bıraktığı miras ve vasiyet üzerinde yapılması gereken tek şey ne olursa olsun başarmak ve zafere giden yolda gereken cesaretli adımlar atmaktır.

YPS olarak bu ağır yükümlülüğün bilincinde olarak Mehmet Tunç, Asya Yüksel ve onlar şahsında tüm Cizre özyönetim direnişçilerinin açtığı zafer yolunda sonuna kadar yürümek, özgür Önderlik ve Kürdistan’ı yaratma adına 2019 yılını amansız bir savaş yılı yapmaktır. Bu vesileyle tekrar başta Cizre direniş şehitleri olmak üzere tüm öz yönetim şehitlerini saygıyla anıyor onları bıraktığı onur ve gururla her şart altında mücadele edip mutlaka başaracağımıza dair halkımıza ve ilerici demokratik insanlığa söz veriyoruz.

YPS Koordinasyonu

10 Şubat 2019

]]>
Kızıl Yiğidin Vasiyeti https://yps-online.org/tr/2019/01/31/kizil-yigidin-vasiyeti/ Thu, 31 Jan 2019 20:24:11 +0000 http://yps-online.com/tr/?p=8644 Şehit düşersem kanlı gömleğimi anneme verin

O’na desinler;

Bu kan Cihat’ın kanıdır

Parti bayrağındaki kandır

Artık onun da bayrakta bir rengi var.

Eğer beni görmek isterse

O bayrağa ve içindeki yıldıza baksın

O bayrak artık daha kızıl, yıldız daha parlak.

                                 Ş.soro (cihat altun)

……………………………………………………………………………………………

Şevger yaralanmasından sonra Soro’nun Cudi’deki yükü çok fazlaydı. Özellikle Caferî Sadık’taki mevziler arasında mekik dokuyordu. Nerede saldırı varsa desteğe koşuyordu. 15 Ocak’ta sabaha doğru Dilbirîn Noktasına gelmişti düşman. Ama bu kez öyle bir gelmişti ki ‘bu son, artık burayı yokedeceğiz’ der gibiydi. Bir tabur kadar zırhlı ve askerle yüklenmeye başlamıştı. Durumu anlamak için harekete geçen Soro, yaklaşan ejderleri fark etmemişti. Üstten heron ve dronelerle yönlendiriliyorlardı. Soro ve timi, sığınak olarak kullandıkları zemin kattan kapıya doğru çıkarken düşman, bodrumun kapısını bombaatarla taramaya başlamıştı. Ağır yaralanmıştı Kızıl Yiğidimiz. Yere öykünmüştü önce. Biliyordu ne olacağını. Sonra sakince ve kendinden emin, tebessümle birkaç nefes daha aldı. Toprakla buluştu; şehit düşmüştü. Cenazesini aldırmamak için havadan ve karadan ne gerekiyorsa yapmıştı düşman. Ama nafileydi. Hiçbir güç, bu savaşçıların, düşen arkadaşlarının cenazelerini kaldırmalarına engel olamazdı. ‘Tanklara karşı kleşler nasıl etki yaparki?’ diye sorulup duruyordu o dönemde. İşte bu an’larda oluyordu. Aslında kleşin yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ama onu taşıyan her bir direnişçinin kendisi silah olup yürüyordu düşmanın üzerine. Korktuğu buydu düşmanın. Almıştık, Soro’yu da yerden kaldırmıştık…

Getirdiklerinde cenazeye bakmadım. Bakmak istemedim. Hani görmüşüzdür ya bazen, toprağa teslim etmeden önce son kez bakarlar yüzüne ölmüşün. Ben bakamadım. Onu hep en canlı, güleç ve kızıl haliyle hatırlamak için. Ölü yüzüyle hatırlamak bile istemedim. Soro özdeş olmuştu Cizre’yle, direnişle. İdolüydü gençlerin. Yani genç yaşamlarının ideal olan örneğiydi hepsinin. Kalp kazanmanın kendisiydi Soro. 20’li yaşlarının heyecanı, savaşçılığının olgunluğu ile bütünleşmişti. Kim olursa işe ve eyleme koşturuyordu. Genç hatta babası yaşındakiler bile rahatca harekete geçirebiliyordu. Mahallelerin tutulmasında, mayınlamada, örgütlemede öncülük ondan sorulurdu. Tek başına, örgütlediği gençlerle Yafes’i tutmuştu. İki yerde mayın atölyesi kurmuş, birçok usta da yetiştirmişti. Değişik el bombaları icat etmişti. Yaratıcıydı; yaklaşık üç kilo ağırlığında, fitilli yuvarlak demir levhalardan yapılmış el bombalarıyla düşman zırhlılarına geçit vermezdi. Bu büyük el bombaları sayesinde direniş günlerce uzamışti. Teknikle ilişkisi çok iyiydi. Teknik ve taktik yaratıcılık esasında tarzından kaynaklıydı. İşine ve görevlerine müthiş kilitlenme başarısının ana nedeniydi. Hep söyleriz ya ‘düşman en çok tekniğine güveniyor, biz ise irademize’ diye. O ise hem iradesini hem de teknik hakimiyetini sentezlemişti. Önder Apo, “İnsan en büyük tekniktir, en etkili teknolojidir” der. İnsan iradesinin nelere kadir olduğunu en iyi bu cümle anlatabilirdi. Bu gerçeği, mücadele tarihimiz defalarca sürmüştü meydana. Teknik ve teknoloji de bunu tamamlayan, güçlendiren ya da zenginleştirendi. İşte Soro’nun yaptığı buydu.

Bunca yaratıcı teknik çalışmalarını yaparken hiç kendini buna dayandırmazdı ama kullanmaktan da geri durmazdı. Sahip olduğu özellikleriyle tamı tamına bir devrimciydi. Halkçı yanı da etkileyiciydi. Örgütleyiciliğini halkla olan ilişkisine yaslardı. Tartışmasız olan, örgütleyicilikte, yetenek ve yaratıcılıkta, iradi duruşun devamlılığında başarı, halk sevgisine bağlıydı. Halkını sevmek, halklara, insanlığa birşeyler bırakma amacıydı bir devrimcinin kendisi. Soro da sevmek nedir iyi bilirdi. Sevmek değer vermekti, değer verildiğini anlayan halk da onu bağrına basıyor, her sözünü talimat sayıyordu.

O da Şehit Sêvê gibi aslen Mardin Savurluydu. Gençlik çalışmalarında kalmış, 2013’te Harekete katılmıştı. Sanıyorum daha öncesinde de gençlik çalışmalarında yer almıştı. İki yıldır Cudî Alanında faaliyet yürütüyordu. Soro’yu orada tanıdım. Temmuz 2015’te Silopi Ovasında düşmana karşı birçok eylemde onun emeği ve imzası vardı. Petrol boru hattının patlatılması eylemini gerçekleştirendi. Eylem KDP’nin rantçı efendilerini epey kızdırmıştı. ‘PKK çocuklarımızın ekmeği ile oynuyor’ diye kara propaganda başlatmıştı. Soro bunları duyunca, “Demek ki sonuç almışız. Onun için bu kadar sinirlenmişler” deyip keyifle gülüyordu. O anki güşünü hiç unutamam. Cudî’de de bir mayın atölyesi kurmuştu. Gerçekten de bulunduğu heryerde işinde kurumlaşmayı ve eğitimi öne çıkarıyordu. Yani öylesine değildi yaptıkları. Başarısı da burada gizliydi. Sadece bir eylemle kendini sınırlı bırakmazdı ya da bir-iki çeşit bomba yapıp üstüne yatmazdı emeğinin. Yetinmezdi. Yaşam, ürettiğimiz kadar güzeldi. Ve ürettiğimizin neye hizmet edeceğine göre. Emek dediğin Soro’daki gibi olmalıydı. Ne yalan söyleyeyim, onun kadar yapamıyorduk. Çünkü biz yürürdük, o koşardı. İş bitiricilik anlamında çok hızlıydı da. Ama yürüyüşü oldukça sakin ve biraz da kollarını sallaya sallaya yürümeyi severdi. Bu biraz da özgüveninden geliyordu. Ona yakışıyordu da. Başka biri yapsa kabadayılıkla suçlayabilirdik, ama bunu son derece nazik ve ritmik hareketlerle yapıyordu.

Direnişin başladığı Temmuz ayının son haftasında, hemen ilk grupta giden arkadaşların içinde olmadığı için, Cudî Alan yönetimindeki arkadaşlara isyan bayrağı kaldırmıştı. Onu sakinleştirmek ben ve Hawraman’a kalmıştı. Onu ikna etmek  epey zor olmuştu. Normalde böyle değildi Soro ama işte mesele devrimci heyecan olunca işlerin değişmesi olasıydı. Komutanı olan Heval Hawraman’a da kafa tutmuştu. Hawraman’ı bilirdim, insanın üstüne gelince etkilerdi. Ama yok, bana mısın demedi Soro. Soro’ya karşı işlemedi, çatık kaşlı kızmaları. Hiç de geri adım atmaya niyeti yoktu. İtiraf etmeliyim ki bu, hoşuma da gitmişti. Bir şekilde ikna olup sakinleşince söylediği sözleri esas almamak mümkün olamayacaktı: “Tamam heval özeleştirimi veriyorum, doğru bir tavır değildi. Tekrarlamayacağım. Fakat bir sonraki grupta şehre gidenlerin içinde olmazsam, artık siz bilirsiniz!”. Tehditkar konuşmuştu ve yapacak göz de vardı. Yani bir biçimiyle dediğini yapardı. Biz de hiç forsunu bozmadık. Yumuşamasına biz de yumaşamıştım. Ona çok yakışmıştı da ondan. Mülayimliği yakışırdı da bu hali daha da yakışıklı kılmıştı onu. Buna rağmen saygısından, saygınlığından zerre şüphe ettirmezdi ve kendinden. Birkaç gün sonra Cizre’ye giden ikinci grupta yerini vermiştik. Sivil giyimli halde yanıma gelip hatır istemişti. Yüzü gülüyordu. Nasıl gülmesindi ki? Koşarak bindi arabasına, indi Silopi Ovasına, düştü Cizre yoluna. Şengal ve Kobanê’yi kurtarmaya gitmek için toplanan gerillanın, uğurlamanın hemen ardından otobüslere, kamyonlara koştukları ve araçlar hareket ettiğinde güle oynaya el sallayarak yola düştükleri anlar geldi aklıma. ‘Bana da nasip olacak mıydı bu gidiş’ diye iç geçirmiştim. Murada ermek böyle birşeydi herhalde…

Çok değil, yalnızca bir hafta sonra beni Cizre’de karşısında görünce sevincini gizlememişti,“İyi ki geldin, hoşgeldin” demişti. Bunu başta anlamamıştım. Daha sonra yaşanan sorunların ağırlığından bunalmanın ifadesi olduğunu öğrenecektim. Uyumlu çalışmada örneğine az rastlanan biriydi. Ona göre ya komünal olunabilirdi bu hayatta ya da ölü! Numan ve Bişeng gibiydi. Soro ile birlikte direnişte ilk hatırlanacak olanlardı. Cizre’ye ilk gelenler onlardı. Vakti evelde Şengal’i kurtaran 12 süvarinin öyküsündeki gibiydi. İsimleri hatırlanmayabilirdi ama yaptıkları asla unutulamazdı.

Şehit düşmeden önce bir not yazmıştı. Şiir mi demeliydim! O kadar duruydu ki her satırı sadece okumak ve anlamaya çalışmaktı yaptığımız. Eğer anlarsak zaten yerini bulacaktı. Cebinden çıkarmıştı arkadaşlar. Okuyan herkes ne diyeceğini bilememişti. Bana da uzattılar okumam için. Yaşadığı yüce duygunun tarifi yoktu. Söylenebiliecek yegane şey şehit düşeceğini hissetmiş olmasıydı. Notu okuduktan sonra okumayan arkadaşlara da okuttum, en son daha sonra bana vermek şartıyla Heval Nurhak Amed (Cihat Dursun)’e okuması için vermiştim. Fakat daha sonra yaşanan kargaşada nota maalesef bir daha ulaşamadım. Mardinli Cihad’ın yazdığı not yine Amedli Cihad’ın cebinde savaş ortamının hengamesinde kayboldu.  Yazılanlar unutulacak gibi değildi, Kızıl Yiğidin Vasiyeti:

Şehit düşersem kanlı gömleğimi anneme verin

O’na desinler;

Bu kan Cihat’ın kanıdır

Parti bayrağındaki kandır

Artık onun da bayrakta bir rengi var.

Eğer beni görmek isterse

O bayrağa ve içindeki yıldıza baksın

O bayrak artık daha kızıl, yıldız daha parlak.

Soro, Cizre’de yitirdiğimiz ilk gerillaydı. Varlığı yaşamımızı ne kadar doldurmuşsa yokluğunun bıraktığı boşluk da o kadar büyüktü. en ağır duygusal anlardan birini yaşıyordum. Uzun bir süre sonra, ilk kez ağlamıştım. Ağlamayı özlemiş miydim bilmiyorum. Eğer öyleyse Soro, bu özlemimi de gidermişti. Ama o anda bir şekilde buna gerek duydum.

Mehmet Yavuzer, Cenazesi düşmanın eline geçmesin diye taziye evinin etrafında uygun bir yer bulup arkadaşlarla defnetti. Ailesinin ablukadan sonra gelip aldığını öğrenmiştim. En büyük derdimiz ise vasiyetini yerine getiremememizdi. Oğlunu ailesine teslim etmiştik fakat notunu değil. O dönem ailesine ulaşma imkanımız yoktu.  Ama eğer bir gün imkan olursa özellikle annesini görüp Kızıl Yiğidi vasiyetini aktarmak büyük mutluluk verecektir.

]]>
Nergisler açana dek; demiştiler! nergisler açana dek direneceğiz https://yps-online.org/tr/2019/01/20/nergisler-acana-dek-demistiler-nergisler-acana-dek-direnecegiz/ Sun, 20 Jan 2019 14:20:34 +0000 http://yps-online.com/tr/?p=8479 Nergis zamanına ramak kaldı nergis tadında anlamlaşmış olan bir mücadelenin yoldaşıydılar

Dilinden düşmeyen bir türkü olmuştu Cizre özgürlüğe doğru koştuğu direnişin memleketine giderken bile düşmemişti dilinden Cizre ulaşmıştı nergis bakışlı çocuklar direnişin memleketine

Nergisin sadeliğinde doruluğunda selvinin asaletinde seni görmek

Papatyanın netliğinde kararlılığında seni bulmak

Gülün sevgisinde seni sevmek

Nefelin kokusunda seni aramak

Kır çiçekleri tadında seni yaşamak gerek

Gecenin yıldızında seni anmak

Sabahın seherinde sana doymak

Dört mevsimde senle olmak gerek

Sonbaharda senle hüzün yapraklarını dökmek

Kışta senle üşümek

Yazda senle yanmak

Baharda senle açmak gerek

Tüm kapanmamış yaramla

Tüm yaşanmamış hayallerimle

Tüm sevgimin duygumun hakikatimin umuduyla ardından koşmak gerek

Düşlerin masumiyetinde sen

Tüm özlemlerin fikirlerin seyrinde sen

Gözlerin mehtabında sen

Yüreğimin orta yerinde sen

Mücadelemin esiri sen

Cesaretle koşmamın sebebi sen

Her şeyde sen gerek her şeyde biraz sen

 

Canda Adıl

]]>