cizre – YPS https://yps-online.org/tr Son Ne Olursa Olsun Muhteşem Olacak Fri, 18 Mar 2022 10:59:16 +0000 en-US hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.8.3 YURTSEVER KÜRDİSTAN HALKINA VE KAMUOYUNA! https://yps-online.org/tr/2019/02/10/yurtsever-kurdistan-halkina-ve-kamuoyuna/ Sun, 10 Feb 2019 06:15:40 +0000 http://yps-online.com/tr/?p=8736 Cizre öz yönetim direniş kahramanlarının dördüncü şahadet yıldönümünü vesilesiyle, başta onlar ve onlar şahsında tüm özyönetim şehitlerini  saygı, minnetle anıyoruz.

24 Temmuz 2015 yılında Kürt halkına ve tüm özgürlük güçlerine başlatılan topyekün imha saldırılarına karşı halkımızın başlattığı özyönetim direnişleri, teslimiyete ve ihanete karşı insan ve toplum olmadaki ısrarın bir sonucu olarak refleks düzeyinde bir öz savunmayla karşılık bulmuştur. Artık eskisi gibi 24 Temmuzda imzalanan Lozanların Kürtlere ve Kürdistan’a dayatılamayacağını bu saldırıyı düzenleyen ve destek verenlere açık bir şekilde beyan edilmiştir. Hazırlık düzeyin ne olursa olsun düşman kapına dayanmış ve de onurunu ayaklar altına almaya gelmişse verilecek tek karar, hiç düşünmeden sonuna kadar direnmek olmalıdır. Özgürlük için verilmesi gereken bedel neyse o an gerektiğinde verilmelidir.

Cizre öz yönetim direnişi aylarca sürmüş, istediği sonucu alamayacağını anlayan faşist Türk devleti, en son 14 Aralık 2015’te ilan ettiği beşinci ablukada on binlerce asker, onlarca general ve subay, yüzlerce tank ve her türden yüksek teknoloji ürünü araç ve teknikle, yüzlerle ifade edilen direnişçi gençlere ve savunmasız halka saldırmıştır. Kendi devlet geleneğinden gelen vahşet ve insanlık dışı uygulamalarıyla  bir şehri ve içindeki insanlarını da yok edebilecek bir gözü karalıkla davranmaktan çekinmemiştir. Özellikle de direniş son 15 gününde, çıplak ellerinden başka kendini savunma imkanı olmayan direnişçiler, yapılan tüm uygulama ve teslimiyet çağrılarına rağmen normal bir insanın hayal edemeyeceği şartlarda direnişlerini sonuna kadar sürdürmüş, her şart altında onurlu kalınabileceğini, direnilebileceğini dünya aleme göstermişlerdir.  Bu direniş sonucunda sivil halktan ve direnişçi gençler yanında onların bu direnişine omuz vermeye gelen değişik Kürdistan şehirlerinden onlarca genç de olmak üzere yaklaşık 300 insan şehit düşmüştür.

Tüm Cizre direniş süreci ve özellikle de son 15 günü, bir toplum adına hareket edenlerin, her şart altında onun onurunu ve şerefini korumakla mükellef olduğunu anlatan tarihi günlerdir.  Amed zindanlarında yapıldığı gibi, o gün de Cizre’de hastane bodrumundaki büyük oranda yaralı direnişçiler, özünde aynı şeyi yapmıştır. Tek yol kalmıştır, bu yol da Amed’teki zindan direnişçileri gibi zindana çevrilen hastane bodrumundaki yaralı Cizre şehir direnişçilerinin, teslimiyetin artık bu topraklarda bir daha kök salmayacağını, Bekoların tarihe karıştığını herkese gösterme yoludur.

Cizre direnişçileri kolektif ve ortak bir ruhla, dayatılan teslimiyeti hiç bir şart altında kabullenmeyeceklerini zaten direniş boyunca fazlasıyla göstermişlerdir. Son anda bu türden dayatmaları hiç bir şekilde dikkate almadan hep beraber ve yüzleri aşan bir toplulukla, bu anlamda Kela Dimdimê’deki direnişe benzer fedai bir duruş sergilemiştir. Cizre direnişi PKK kahramanlığının, halk direniş çizgisinin, fedailiğinin en yüksek düzeyde toplumsallaştırdığını gösteren nadide örneklerden biridir.

Amed zindanlarında büyük direnenler ‘Teslimiyet ihanete Direniş zafere götürür’ demiştir. Gerçekten de öyle olmuştur. Fiziki kaybetsen bile, direnenlerin hayatıyla toprağa ektiği yaşam tohumları er ya da geç tekrar tekrar dirilecektir. Özellikle Zinar Raperin (Abdulbaki Sömer), Doğa (Seher Çağla Demir) ve Fırat Pirsus (Mustafa Aslan) arkadaş tarafından gerçekleştirilen büyük fedai eylemleri, yaşanan sürecin ruhunu yansıtan en büyük destansı özgürlük eylemleridir. Zinar ve Fırat arkadaşlar süreç karşısında alınması gereken tutumun ne olması gerektiğini eylemlerinde ideolojik, siyasi ve askeri çizginin nasıl temsil edileceğini ortaya koymuşlardır. Bu arkadaşlar yapılan büyük fedakarlık ve fedailiğe rağmen öz yönetim direnişlerinin tam başarıya ulaşmamasını içine sindirememiş, biri Ankara’da, diğeri Cizre’de öz yönetim şehitlerinin hesabını herkesten sormuş, fedai eylem tarzında zirve yaratarak dönem taktiğinin öncüleri olmuşlardır. Devrimci halk savaşının ideolojik ve askeri hattını bir kez daha herkese hatırlatmıştır. Bu arkadaşların öncülük ettiği eylemlerde dile gelen sınırsız özgürlük duygusu ve istemi, büyük bir intikam ateşine dönüşmüştür.

Bu direnişin büyük kahramanlarından biri olan Mehmet Tunç ve arkadaşları günlerce kurtuluş çağrısı yapmış, ama gelin bizi kurtarın dememiştir! Gelin şehrimizi, vatanımızı, insanlığımızı kurtaralım çağırısında bulunmuştur. Mehmet Tunç  yine son anda bile büyük kalmasını bilmiş; ‘halkın moralini bozmamasını, mücadelenin uzun soluklu olduğunu, bizim direnişimizle sonlanmayacağını’ söyleyerek herkese moral vermiş ve herkesi yine devrimci göreve çağırmıştır. Dolayısıyla burada  Heval Mehmet ve arkadaşları bir mağduriyet fotoğrafı çizmemiş, militanlığın nasıl yapılacağını dost, düşmana herkese göstermiştir.

Heval Mehmetler direnişin süreceğini ve başarıya ulaşacağını müjdeleyen ve beyinlere kazınan ‘biz direndik, bizimle gurur duyun’ sözleri 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişçilerinin ‘başardık, başardık’ sözleriyle aynı anlamdadır. Bu iki duruş da, herkesin devrimci süreçler karşısındaki esas alması gereken yolu göstermiştir. Hastane bodrumlarında şehit düşen arkadaşlar, bize insan olmanın ve insan kalmanın her şart altında mümkün olduğunu ve onurun hiçbir şekilde çiğnetilmemesi gerektiğini göstermiştir.

Bu direnişle ve direnişçileri şahsında kazanan insanlık onuru olmuştur. Kazanarak ölümsüzleşen ve her kesin dilinde ve bilincinde yer edinen Mehmet Tunç, Asya Yüksel ve onlarla sonuna kadar direnen Kürdistan’ın onurlu ve şerefli fedai gençleri, anneleri, babaları ve çocukları olmuştur. İnsanlık onurunu korumak adına günlerce aç, susuz ve yaralı bir halde direnenlere karşı savaşanlar da bugün, kendi faşist devletinin ve toplumunun bile en aşağılık hainleri olarak onursuzluğun her türlüsünü yaşamaktadırlar. Bu savaş sonrasında düşmanın ’çöktürme’ dediği teslimiyet ve yıkım planını yapan Türk devletinin kendisi çökmüş, yıktığı yaktığı şehirlerin altında kalmıştır. Bu durum, şehir savaşları esnasında ortaya çıkan büyük toz ve dumanın dağılması ardından daha net olarak görülmüştür. Çöktürmeye çalışanların kendisi çöküntü altında kalmıştır.

Özcesi Cizre Direnişçileri arkalarında daha büyük direniş imkanı ve başarmanın yolları ve gerekli deneyimin yanında, bir insan ve toplum için en gerekli erdem olan onur ve gururu  fazlasıyla bırakarak tarihsel ve toplumsal görevlerini lakıyla yerine getirmiştir. Cizre, bu tarihi öz yönetim direnişiyle onur hanesine Serhildan ve Berxwedan şehri unvanları yanına bir de Serbilindî (gurur, onur) eklemiştir. Tarihinden gelen Şerefli Cizre unvanını fazlasıyla hak ettiğini herkese bir kez daha göstermiştir.

Bize düşen Mehmet Tunç ve arkadaşlarının bıraktıkları tarihi direniş mirasına sahip çıkmak ve dedikleri gibi onlarla gurur duymaktır. Gelinen aşamada direniş ya da öz savunma artık toplumsal olarak verilecektir. Bunun imkan dahilinde olduğu fazlasıyla gösterilmiştir. Bireysel, parçalı direnişlerin zaferi getirmeyeceğini en iyi öz yönetim şehir direnişleri ortaya koymuştur.  Öz yönetim direnişlerinin bıraktığı miras ve vasiyet üzerinde yapılması gereken tek şey ne olursa olsun başarmak ve zafere giden yolda gereken cesaretli adımlar atmaktır.

YPS olarak bu ağır yükümlülüğün bilincinde olarak Mehmet Tunç, Asya Yüksel ve onlar şahsında tüm Cizre özyönetim direnişçilerinin açtığı zafer yolunda sonuna kadar yürümek, özgür Önderlik ve Kürdistan’ı yaratma adına 2019 yılını amansız bir savaş yılı yapmaktır. Bu vesileyle tekrar başta Cizre direniş şehitleri olmak üzere tüm öz yönetim şehitlerini saygıyla anıyor onları bıraktığı onur ve gururla her şart altında mücadele edip mutlaka başaracağımıza dair halkımıza ve ilerici demokratik insanlığa söz veriyoruz.

YPS Koordinasyonu

10 Şubat 2019

]]>
Amed’in ilk komutanıydı. https://yps-online.org/tr/2019/02/07/amedin-ilk-komutaniydi/ Thu, 07 Feb 2019 07:03:33 +0000 http://yps-online.com/tr/?p=8729 Kürdistan’da son yıllarda önemli savaşlar yaşandı. Başta Kobane olmak üzere Rojava kentlerinde, Şengal’de ve Cizre, Nusaybin, Sur gibi Kuzey Kürdistan kentlerinde yaşanan her savaş kendi başına bir destan niteliğinde olan savaşlardı. Bir Paris Komünü üzerine 200 yıldır yazılıyor, konuşuluyor. Kürt halkının daha şimdiden birkaç komün direnişi oldu diyebiliriz. Bu savaşlardan bir tanesi bir halkın tarihinde yüzyılda bir yaşanır herhalde.  Bu da Kürt Halkının ve onun Özgürlük Hareketi’nin yürüttüğü mücadelenin hem ne kadar zor olduğunu hem de ne kadar büyük olduğunu gösteriyor aynı zamanda.   Komün direnişçilerinin Fransız halkı ve insanlık için temsil ettiği özgürlük, adalet gibi değerleri bugün Kürt direnişçiler insanlık adına temsil etmektedir.

Her direniş sürecinin kendine has bir karakteri ve ruhu vardır.  Özyönetim direnişleri sürecinde de sürecin direniş karakterini ortaya çıkaran önemli yoldaşlar ve öncüler oldu. Amed de bu direniş karakterini oluşturan arkadaşların başında da Berfin Cizre arkadaş geliyordu.  Amed’in ilk komutanıydı. Her şeyin ilk heyecanı, anlamı farklıdır. Çünkü ‘ilk’lerin öncesi yoktur.  Ve sonrayı da belirleyen ilklerdir.  ’İlk’’ olmanın öneminin ve ağırlığının farkındaydı Berfin arkadaş.  Ve bu farkındalıkla Amed’in ilk komutanı, ilk örgütleyeni ve fedaice direnen ilk direnişçisi olmanın heyecanını ve onurunu yaşadı Berfin arkadaş.

Berfin Heval özyönetim direnişi sürecinin başında şehre ilk gelen arkadaşlardan biriydi. Amed eyaletinde öz savunma çalışmalarını yürüttüğü ve yerel birlikleri tanıdığı için düzenlemesi şehre olmuştu.  Şehre ilk geldiğinde düzenlemesi sur komutanlığına olmuştu.  Ş.Faraşin Sidar ve Xemgin Roj arkadaşlarla beraber komutanlık görevini yürüttüler. Heval Berfin gelir gelmez hemen şehirdeki örgütleme çalışmalarına aktif bir şekilde katıldı. Şehirde Leyla kodunu kullanıyordu.  Sur halkı onu leyla olarak tanıdı. Ve oldukça etkilendi ondan. Bir bakıyorduk Heval Berfin bir evde Sur’un gençleriyle toplantı alıyor, Sur’un nasıl tutulacağını anlatıyor bir bakıyorduk Sur’un tarihi sokaklarında bir kadınla konuşuyor bir de bakıyorduk gece çıkmış Mardin Kapı’dan Saray Kapı’ya kadar alanı keşfediyor.  Yerinde duramıyordu.  Zaten her görüştüğümüzde hemen başlıyordu başlattığımızda halkın tepkisi nasıl olacak? Katılacaklar mı? Cephane yeter mi? Arkadaşlar hazır mı? Gibi sorular sormaya.  Direnişin ilk hazırlık sürecinde her şey ile en ince ayrıntısına kadar ile ilgileniyordu.

21 Ağustos gecesi Sur direnişi Berfin hevalin komutasında Xemgin, Faraşin ve Şilan arkadaşların öncülüğünde başlamıştı.  Gece boyunca şiddetli çatışmalar yaşanmıştı. Berfin Heval bütün arkadaşları mevzilerine kendisi yerleştirmişti. Kendisi de sabaha kadar sürekli o cepheden o cepheye koşuyor durmadan. Düşmanın yönelimi kapsamlı olmuştu. Alan tutulamamıştı. Sabaha doğru saray kapı tarafında Berxwedan Karker arkadaş şehit olmuştu. Arkadaşlar mecburen geri çekilme kararı almışlardı. Berfin Heval yine bütün arkadaşları dağıtıyor evlere sabaha doğru. Nasıl olduğunu anlayamadan bir bakıyor ki bir sokakta tek başına kalmış. Sura yeni geldiği için bildiği birkaç evin olduğu tarafta düşmanın olduğunu görüyor.  Bildiği başka evler olmadığı için mecburen olduğu sokakta kalıyor. Sokakta gidip geliyor ve sonunda bir kaldırımda oturup bekliyor. Düşmanın sesinin yaklaştığını duyuyor. Silahını sıkıca tutuyor olduğu yerde olası bir çatışma durumu olabilir diyerek. O anda oturduğu kaldırımın tam karşısında olan pencerenin kenarından yaşlı bir ananın ona baktığını görüyor. Ana ona zazaca ‘’ne yapıyorsun kızım orada?’’ diye soruyor.  Berfin Hevalde gülerek sadece boynunu büküyor. Kısa bir bakışmadan sonra ana sessizce gelip kapıyı açarak Berfin Hevali evine alıyor. O gün bu şekilde kıl payı kurtulmuştu. Buna benzer birçok olay yaşamıştı Berfin Heval. Sabah Xemgin Heval onlarla bir araya gelmiştik. Faraşin arkadaşta gelmişti komutanlıktan. Berfin Heval nerde diye sordum. Bilmediklerini söylediler. Kaldığı evlere gidip sordu arkadaşlar. Oralarda da yoktu. Herkes şaşkındı. Herkes diyordu akşam o bizi gönderdi evlere ama onun nereye gittiğini gören ya da bilen yoktu. Biz onu ararken o bize haber yolladı kaldığı evin çocuğuyla beraber. Ana,  Berfin hevali bırakmamış sabah. İlla bizimle kahvaltı edeceksin yoksa bırakmam demişti. Bütün aile kısa bir sürede onu çok sevmişti.  Bizde hemen onun yanına gittik. Eve girince bizi görür görmez ilk tepkisi ‘’Berxwedan arkadaşın şehadeti kesinlikle düşmanın başarısı değil. Bireysel hataların sonucudur. Ben ona kendi ellerimle mevzi yaptım ve çıkma dememe rağmen çıkmış ve vurulmuş. Çok öfkeliyim’’  dedi gözleri dolarak. Zaten herkes çok duygusaldı Berxwedan arkadaşın şehadetinden kaynaklı. Surdaki ilk şehidimizdi.  Beklemediğimiz ve hak etmediğimiz bir şehadetti.  Alan o gün tutulamamıştı belki ama muazzam bir direnişin ilk temelleri de atılmıştı. Zaten kısa bir süre sonra düşman ciddi şekilde darbelenerek alan tutulmuştu. Ve uzun bir süre de arkadaşların denetiminde kalmıştı.

Amed merkez de Sur ilçesinde alan tutulmuştu. Yine Bağlarda da alan tutma girişimleri oluyordu. Her iki ilçede yürütülen çalışmaların daha sistematik ve örgütlü olması için il komutanlığı örgütlendirilmişti. Berfin hevalin düzenlemesi de il komutanlığına olmuştu.  Delil Amed arkadaş ile beraber iki ay boyunca  yürütülen direnişler bu iki arkadaşın komutasında oldu.  Hem bağlar ile hem de sur ile yakından ilgilendiler. Bağlarda da alan tutma girişimleri çok oldu fakat hem bağların büyük olması hem de bizim sayımızın az olması nedeniyle alan tutulamadı. Ama her gece bağların merkezi caddeleri kapatılıyor ve ilçenin birçok yerinde çatışmalar oluyordu. Ya Delil ya da Berfin hevalden biri bağlarda kalıyordu direnişi koordine ediyordu. Biri de surda ki direnişi koordine ediyordu. Sürekli hareketliydiler. Yine şehir içinde nokta eylemlilikler yapılıyordu. Onların örgütlenmesi, keşfinin yapılmasından ve koordine edilmesine kadar her ayrıntı ile ilgilendiler. O süreçte bağlar da bir karakol tümden yanıp kül oldu, düşmanın zırhlı araçları bisiwinglerle vuruldu. Amed’in en merkezi yeri olan Ofisin ortasında çorbacılarda polisler öldürüldü. Öyle oldu ki Amed de düşman dışarda bir yerde oturup çay içemez hale geldi.  Bunların hepsinde Berfin hevalin emekleri  vardı.

Berfin Heval ile özyönetim sürecinde tanışmıştım. Berfin Heval Cizreliydi. Yanılmıyorsam Adana’dan harekete katıldığını söylemişti. Çok genç yaşlarda henüz 17 yaşında iken dağa geliyor. Güney alanlarından Zagroslara oradan Amede kadar birçok alanda kalmış mücadele etmişti. 3 aya yakın beraber çalışma yürüttük fakat sanki yıllardır tanıyormuşum hissi oluşmuştu ben de. Zor zamanlarda arkadaşlık, yoldaşlık yapmanın getirdiği bir yakınlık oluşmuştu. Yaptığı işi ciddiyetle ve inanarak yapıyordu. Önderliği özlü bir şekilde anlamıştı. Anladığını da hemen pratiğe geçiriyordu.  Halkı ve arkadaşları etkileme gücü buradan geliyordu.  Saf, sade bir arkadaştı. Berfin hevalin gözlerinde çok derin bir anlam vardı. İnsan ona baktığı zaman hemen fark ediyordu.  Arkadaşlar ile yakından ilgilenirdi. Çokta eleştireldi. Bir yanlış varsa sözünü sakınmaz hemen söylerdi.  Ama her arkadaşı da düşünürdü. Birisinin tırnağına zarar gelse duygulanırdı, gözleri dolardı.  Botan’ın asiliği de vardı karakterinde. Kızdığı zaman saçlarını savurarak dönüp helikoptere de ateş ederdi.  Zaten düşmana karşı olan kini ve öfkesi çok büyüktü. Bütün arkadaşlar da onu çok severdi.  Surda bir keresinde düşman öğlen ortası alana saldırmıştı. Berfin Heval de düşmanın saldırdığı alana koşarken düşman sokağın köşesine çok yoğun bomba atar atmıştı. Arkadaşlar da ona parça değmesin diye hepsi kendini onun üzerine atmıştı. Yani o kadar seviliyordu.

O süreçte bir süre sonra bağlarda bazı arkadaşlar deşifre olup yakalanmışlardı. Berfin Heval de kıl payı kurtulmuştu. Bazı arkadaşların da bağlantısı kopmuştu. Berfin Heval bağlarda kalmaması gerekirken sırf o arkadaşları bulmak için bağlarda kalmak için ısrar etmişti. Şehit olduğu gün bir arkadaşa yazdığı notta ‘’ bugünlerde önemli tehlikeler atlattım. Bir dahakini de atlatırım’’ diye yazmıştı. Berfin Heval aradığı arkadaşları bulunca onlarla görüşme yaparken düşman kaldığı evi tespit edip evin etrafını sarmıştı. Berfin Heval düşmanı pencereden görünce yanındaki arkadaşlara düşman geliyor hazırlanın diyerek kendisi de mutfağa geçerek yanında olan örgütsel notları yakıyor soğukkanlı bir şekilde. Diğer odada kalan 3 erkek düşman gelir gelmez direnmeden evin kapısını açıyorlar düşmana. Berfin Heval mutfaktan çıkınca koridorda düşmanla karşı karşıya geliyor. Tabancasını çekip düşmanla çatışmaya giriyor.  Düşmanı vuruyor. Kendisi de vurularak mutfağa düşüyor. Düşman teslim ol çağrısı yapınca ‘’İstediğim tek bir şey var oda ailenin evden çıkmasıdır. Ben direneceğim’’ diyor. O evde yatalak bir ana ve iki kızı kalıyordu.  Onları çıkarmak istemiş. Düşman tekrar teslim ol çağrısı yaptığında yine ‘’Ben Direneceğim’’ cevabını almış. Düşman ondan sonra mutfağa gaz bombaları atmaya başlayınca Berfin Heval ‘’Biji Serok APO’’ sloganı atarak bombasını patlatarak şehit oluyor. Berfin hevalin şehadetiyle beraber Amed de özyönetim sürecinde bir dönem bitti demek yanlış olmayacaktır.

Berfin Heval Zilanların, Beritanların fedai çizgisinde direnerek şehit oldu.  Yıldızlara koşarken bile halkı, arkadaşları düşündü.  Kahramanca olan direnişi ile hep gurur duyduk arkadaşları olarak ama erken gidişi de hep bir yara oldu içimizde.  Yüreğimizden, ruhumuzdan parçalar aldı götürdü kendisiyle beraber.  Sur’un muhteşem direniş günlerini göremedi diye hep hayıflanıyordum. En çok o hak etmişti  görmeyi.  Ama Sur’un efsane komutanı Ş.Çiyagerinde dediği gibi muhteşem direniş zamanlarına berfin hevalin açtığı direniş hattı ile gelindi. Dönemin direniş hattını o belirledi.  Verdiği  emeklerin ve bedelin boşa gitmediğini görmek en azından teselli ediyor insanı. Muhtemelen oda yıldızların tepesinde gurur duyarak izlemiştir muhteşem zamanları…

Devrimci selamlar ve saygılar.

16.01.19

Cihan DENİZ

]]>
İnsanlığa Sadece Güzellik Katanlar https://yps-online.org/tr/2019/02/05/insanliga-sadece-guzellik-katanlar/ Tue, 05 Feb 2019 06:56:15 +0000 http://yps-online.com/tr/?p=8700 Şehit düşen her arkadaşın hikayesini anlatmak şüphesiz ki zor. Ama abartısız bir durum vardı her birinin hikayesi diğerini anlatır özellikteydi. Beraber verilen mücadele ayları ortak duruş ve yaklaşımları en üst düzeye çıkarmıştı.  Bunlardan Berjin Demirkaya ilk hastanede şehit düşen arkadaşlardan biriydi. Duruşu ve katılımıyla dile gelmese eksik olur. Berjîn, direnişten önce de Cizre’deki kadın çalışmalarına bakıyordu. Erzurum’luydu. Canlı ve azimliydi. Bulunduğu  kültürel ortamla çabuk kaynaşabiliyordu. Kadın çalışmalarına ivme kazandırmak için neredeyse hergün bir evde, bir sokakta halkın içindeydi. Kadınları toplar sohbet eder, toplantı yapardı. Komün ve meclislerin oluşumunda emeği en belirgin arkadaşlardandı.

Berjin, Feride ve onlarca kadın yoldaş Cizre’de sadece ceberut bir devlete karşı değil, aynı zamanda devletin eril zihniyetine, bütün iktidar yapılarına karşı da mücadele ediyorlardı. Direniş içindeki özgür ruhlu kadınlar, gençler ve çocuklar o vahşet günlerinde kavrulan bedenlerin ateşe ve küle dönüşerek yeniden yeşereceğini çok iyi biliyorlardı. Özellikle Berjin’in direniş günlerinde tarihe not geçecek sözleri unutulamazdı. O da şiir gibi konuşmuştu. Hakikatin dili gerçekten şiirseldi ve  son sözlerini söyleyenlerin ortak dili haline gelmişti;

“Erdoğan’ın unuttuğu birşey var. Bizler toprakta can bulur ve yeniden yeşeririz ama şunu iyi bilsin ki biz sadece insanlığa güzellik katarız ve utandırırız sessiz kalanları…”.

Sözünde duran biriydi ve o da sessiz kalanlara ebedi bir utanç bıraktı. Herkesin gözü önünde, canlı canlı Berjin’in de içinde olduğu yaralı tüm arkadaşları şehit etmişlerdi. Bugünden sonra susmak ve sessizlik kavramları, nefret edilesi kelimeler olacaktı. Egemenliğin derin bir zorundan kaynaklı türetilmiş kelimelerdi. Sessizlik, ölümün diğer adıydı. Özgür insan susmaz, susturalamaz oysa. Bunu yapan ne baheneyle olursa olsun derinliğine köleliği içerlemiş demekti.

Artık hiçbir şey eskisi gibi değerlendirilemezdi. Direniş içinde yer alan arkadaşlar bu kalleşçe katliama hem neden olan güce karşı büyük bir nefret bağladılar hem de duruşlarıyla buna zemin sunan dost ve ‘ilerici insanlık’ hakkında hayal kırıklığı yaşadılar. Göz göre göre canlı bir katliama nasıl izin verilirdi ki? Sorulması gereken buydu. Yoksa esas soru ‘Devlet bunu niye yaptı’ olamaz! Bunu diyenler kendini sıyırmak isteyenlerdi. Faşizm, faşizmdir. Ondan başka ne beklenebilir? Bu durum karşısında dostların ve hatta yoldaşların bir çare üretmemesinin şüphesiz nedenleri vardı; akılcı politik tutum ile vicdanları arasında yaptıkları muhasebede, akılcı olanda karar kılmışlardı. Vicdanlarıyla değil, akıllarıyla hareket etmişlerdi. Halbuki toplumsal hareketlere inanmış insanların en temel özelliği vicdani olmalarıydı. Zaten PKK bunun adıydı; toplumsal adalet ve vicdan haretiydi. Kobanê’de böyle kazanılmıştı. Bu en büyük güçtü ve mücadele ettirendi. Analitik aklın soğuk hesapçılığına düşen birey, herşeyi maddi olarak kar ve zarar üzerinde yapandır. Ne kadar iyi düşüncelere sahip olsa da o cendereden kendini alıkoyamaz. Durum bu kadar netti ve anlaşılıyordu. Akıllı olan kendini öyle bir cehennemin içine atmazdı, atmadı da! Vicdanları sızlasa bile çaresizlikte karar kıldılar. Ne de olsa acılara alışmış bir toplumduk, yüzlerce katliamdan geçmiş, bir yenisini de kaldıracak kadar bünyemiz acılara ve katliamlara karşı maalesef bağışıklık kazanmıştı…

………

]]>